RoboCop (2014)

Bana göre en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olan 1987 yapımı RoboCop’un remake’ini yıllardır heyecanla bekliyordum. Zira çok uzun yıllardır planlanan, geliştirme cehenneminde kaybolan, bir ara Darren Arafnosky’nin bile ellerinden geçen, hatta güya 2010’da vizyona girecek şekilde tanıtım posteri bile çıkıp, beni de ziyadesiyle heyecanlandıran bir projeydi. Lakin üniversite yıllarından beri beklediğim filmle tanışmak da ancak bu yıl nasip olabildi.

Her şeyden önce filmin yenilikçi ve hazırdan yemeyi tercih etmeyen zihniyetini alkışlamak gerekiyor. Çünkü karşımızda pek çok açıdan yeni konulara değinmeyi tercih eden, film boyunca Amerika’nın dış politikasını yerden yere vurmaktan çekinmeyen, en önemlisi de klasiğin karbon kopyası olmayı bir an bile düşünmeyen bir film var. Film orijinalinden farklı olarak bir distopyada değil de özellikle biyolojik teknolojilerin hayli gelişmiş olduğu bir gelecekte geçiyor, en azından nükleer felaketlerin dünyayı henüz katletmediği bir gelecek bu. Bu yüzden gene eskisinden farklı olarak savaşlara ve nükleer felaketlere öylesine alışıp reklam malzemeleri haline getiren toplum anlayışından ziyade sunduğu teknolojik nimetler tarafından aslında daha da esir edilen bir dünya anlayışı mevcut. Yani ilk filmdeki gibi reklamlar üzerinden kara mizah falan beklemeyin. Öyle ki Amerika nihayet İran’ı işgal etmiş ve adalet getirdiği halkının (?!) güvenliğini de bu yüksek teknolojik robotlarla sağlıyor. Kendi ülkesinde esir hayatı yaşayan insanların Amerikan halkına sadece “Artık vatandaşlarımız ölmüyor, çünkü robotlar var!” şeklinde sunulduğu açılış sahnesi gerçekten muazzam. Tabi bunda Novak Element’in muhafazakâr demokrat sunucusu Samuel Jackson’ın katkısı büyük. Hemen ardından gelen klasik Robocop müziğinin de tüylerimi diken diken ettiğini itiraf etmeliyim, müthiş bir seçim olmuş.

Film aslında genel olarak bu konsept üzerinden ilerliyor. Robocop bu sefer robot olarak hizmeti sürdüren ölü bir polisten ziyade yalnızca memur Murphy’i canlı tutan bir protez olarak sunulmuş. Orijinalindeki gibi kendi bilinci ve robot programı arasında gelgitler yaşayan Murphy yerine yapay kontrol hissine karşı üstün gelmeye çalışan insan zihnine, dirayetine şahit oluyoruz. Ve bu adam ailesinden, sosyal hayatından uzaklaştırılıp, yemeyip içmeyen, üzerine de verilen dopamin hormonları kesildiği zaman ancak kusursuz bir polis, daha derine inersek kusursuz bir işçi olabilen bir adam. Üstelik şirketin talepleri karşılanmadığı sürece OCP tarafından bir insan olarak bile görülmekten çıkarılan, hiçbir saygı görmeyen bir işçi. Günümüz toplumunda şartları ve beklentileri ağırlaşıp sundukları her geçen gün daha da azalan kapitalizm sistemine bundan daha güzel bir atıfta bulunulabilir mi?

Murphy’nin Robocop’a dönüştükten sonra ne hale geldiğiyle ilk kez yüzleştiği sahnenin oldukça etkileyici ve hatta rahatsız edici olduğunu da mutlaka belirtmeliyim. Spoiler verip filmin tadını kaçırmamak adına fazla detayına inmek istediğim halde inemediğim bu olay filmin bir diğer temel elementini oluşturuyor: Bizi insan, bir eş, bir baba, bir iş ortağı kılan nedir? Bence yeni filmin en sağlam dayanaklarından biri olan bu mevzu da orijinalinde oldukça zayıf şekilde yer almıştı ki bence en çok değinmesi gereken mevzulardan biri de buydu aslında. Lakin bu konuya el atan ve Robocop 2&3’ün senaryolarından çıkartılan bu elementler Frank Miller’ın Robocop Vs Terminator isimli çizgi romanında mevcut. Okuyup Miller’ın aslında karaktere neler katmak istediğine de hayran olmamak elde değil bir dip not olarak.

Ama filmin asıl omurgasını ise şu soru oluşturuyor: Militarizm her geçen gün insansızlaştırılma yolunda ilerlerken insan hayatı bunun kıymetini hiç bilmeyen robotlara emanet edilebilir mi? Bu insansızlaştırılma politikasının sonucu tamamen dijital olarak yönetilen, özgür iradeden uzak bir toplum mu olacak? Filmin bu konudaki yaklaşımı da oldukça karamsar gözüküyor, çünkü Robocop kısa sürede suça indirdiği darbe ile bir halk kahramanına dönüşüyor fakat buna rağmen çevresinde “insanların işe ihtiyacı var, robotlara değil” gibi pankartlarla dolaşan protestocuların varlığına şahit oluyoruz. Böylesi dijital bir toplumda olması gerektiği gibi Murphy de yalnızlaşıyor, halkın desteğini kaybediyor, kusursuz bir polis oldukça ailesini ve en önemlisi de insani taraflarını yitiriyor, seyirci olarak bizler de ister istemez bu sanal yalnızlığına karşı empati duymaya başlıyoruz.

İşin oyunculuk kısmına gelirsek prodüksiyon bu konuda hiç de ucuza kaçmamış. Murphy rolünde Joel Kinnaman’ı gayet beğendim. Tabi kendisi Peter Weller’ın o kallavi ses tonuna sahip olmasa da insan olarak ayakta kalmaya çalışan bir rol için gayet uygun olmuş. Uzun süredir pek ortalıkta görünmeyen Micheal Keaton ve üstat Gary Oldman’ın da filmde oldukça iyi işler çıkarttığını belirtmeliyim. Özellikle Microsoft gibi tüm dünyada tekel haline gelen, fakat sadece Amerika’ya açılamadığı için her saniye para kaybettiğine inanan ruhsuz şirket patronu rolüne Keaton cuk oturmuş. Ayrıca Watchmen’deki Rorschach rolüme gönlüme taht kuran Jackie Earle Haley’in de izleyeni sinir edecek kadar antipatik bir karakter çizebilmesini takdir ettim.

Gelelim filmin en tartışmalı, en eleştirilen, hatta imdb’ye bile haber olan tarafına: Orijinalinden farklılıklar. Filme ilk çıktığı zaman izlediği yeni yol yüzünden klasik filmin pek çok hayranı tarafından imdb’de binlerce 1 notu yağdırılmış ve bana göre son derece aptalca olan bu davranış imdb’de ana sayfa haberi haline gelmişti. Yazının en başında da belirttiğim gibi yeni RoboCop hazırdan yemeyi tercih etmeyen oldukça yenilikçi ve cesur bir film. Eğer beklediğiniz şey sadece orijinalin geliştirilmiş ve yenilenmiş haliyse sizi fena bir hayal kırıklığı bekliyor. Lakin madem eskisinin birebir aynısı olacaksa yeni film yapmanın amacı nedir? İşte benim de yanıtlanmasını beklediğim soru bu.

Robocop elbette ki eksileri de olan bir film. Mesela yeni kötümüz Antoine Vallon’un oldukça zayıf ve etkisiz bir karakter oluşu, final sahnesi herkese o kadar etkileyici gelemeyebilmesi (ki bana gayet geldi), mantık hatası içeren birkaç aksiyon sahnesi gibi şeyler. Ama filme sadece orijinalinden farklı olduğu için, hatta cesaret gösterdiği için kötü not vermek bana göre saçmalıktan ve bağnazlıktan öte bir şey değil. Yönetmen Jose Padilha’nın “Eğer devamı gelecekse bunu ben yönetmeyeceğim, çünkü öne sürdüğüm her 10 fikirden 9’unu stüdyo reddetti” cümlesini de hesaba katıp aslında filmin aslında daha pek çok farklılık içerebileceğini düşünürsek kafayı yemiş hayranlar ne yapardı düşünmeden edemiyorum.

Sözü açılmışken devam filmi geleceğini de pek düşünmüyorum. Her ne kadar film gişede stüdyoyu fazlasıyla ihya etse de hem eleştirmenlerden iyi notlar almadı hem de senaryonun devam filmine dair pek açık bir nokta bırakmadı. Yaratıcı yeni sahalara eğilmeden olası bir devam filmi de ancak yeni bir dizi bölümü gibi olur. Hele ki “Bu sefer de daha güçlü ikinci bir robotla kapıştıralım” gibi bir fikir varsa aman diyorum, eski Robocop 2 ve 3’ün ne hallere geldiğini gördük çünkü.

Sonuç olarak ister bana kızın, ister taşlayın, bana göre RoboCop uzun süredir izlediğim en iyi, en cesur, en yaptığı için hakkını vermeye çalışan filmlerden biri olmuş. Remake olmasına rağmen pek çok yeni yol izlemeye çalışması bile başlı başına alkışı hak ediyor. Aynı şekilde markanın ruhunu da sonuna kadar yansıttığını düşünüyorum. Bütün önyargılarınızı kenara bırakabilirseniz dünyanın en hakkı yenilen filmlerinden biri sizi bekliyor.

Emre Sümer

Oyungezer dergisinde serbest yazar, blog karalayan, E.A.Poe hastası, kısa öykü gönüllüsü, fantastik ve korku edebiyatı delisi, sinemakolik, motto'su "Hayal etmeden bilemeyiz" olan kişi.

Diğer Yazıları

Takip Et:
TwitterFacebook

1 Yorum

  1. Ahmet Boyraz

    Son zamanlarda çıkan nadir bir bilim kurgu filmi olduğu çok açık. Severek ve heyecanla izlediğimi söyleyebilirim ve bende tavsiye ederim herkese.

    Yazınız için teşekkür ederim. Çok doğru tespitler var.

Bir cevap yazın