Murakami’nin Oedipus Kompleksi: Sahilde Kafka

murakamiOedipus kompleksinin sinema ve edebiyatta çokça işlenmiş bir konu olduğu söylenebilir. Bu kavram baba-oğul-anne üçgeninde kurulmuş, bilinçdışı dürtülerle açığa çıkan bir psikolojik ilişkiyi yansıtmasına rağmen birçok eserde baba-oğul karmaşası şeklinde işlenir (İlgili olarak aklımıza gelen en önemli eser Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’idir.).

Oedipus kompleksi kavramının yaratıcısı Freud’un Hamlet, Karamazov Kardeşler ve Kral Oidipus (aynı zamanda oedipus kompleksi kavramına ilham olan efsane) gibi eserleri baş tacı etmesi tabii ki bir tesadüf değil (bir kadına ilgi sonucu, baba-oğul arasında işlenen cinayetler bu eserlerin temasıdır). Sahilde Kafka, Haruki Murakami’nin oedipus kompleksi temeline oturttuğu ve baba-oğul-anne sürecinin hepsini ele aldığı bir roman.

Romanın iki farklı kurguda ilerlemesi, başkarakterimiz Kafka’nın kendi ağzından anlattığı bölümlerden sonra romanın ikinci önemli kişisi Nakata ile tanışmamız, birtakım tarihi olayların irdelenmesiyle gün ışığına çıkan gizem unsurları eseri hızla okumamızı kolaylaştırıyor. Romanın, kurgudaki bu başarıdan dolayı akıp giden bir okuma deneyimi sunduğu açık. Bunun yanında işin sadece tekniğini değil, Murakami’nin edebi yeteneğini de görmememiz gerekir. Tabii ki kolay okunan bir eserde buna yardımcı olan diğer unsur merak öğesinin sürekli canlı tutulmasıdır. 650 sayfalık bu uzun öyküde sayfalar ilerledikçe her şeyin çözüleceğini ve tüm merak unsurlarının sonunda soru işareti kalmayacağını düşünebilirsiniz. Ancak durumun öyle olmadığını kitabı okuyanlar olarak itiraf etmemiz gerek.

Japonya bize çok yakın bir kültür değil. Ancak yaşadığımız ve bize yakın olan kıtalarda, çocukların ebeveynleriyle olan ilişkilerinin zayıfladığı görüşü sıklıkla dile getirilir. İster teknolojik gelişmelerin sonucu, ister kendini sanayi toplumuna teslim eden modern toplum bireyinin kaçınılmaz sonu diyelim, Japonlarda da durumun benzer olduğu Murakami tarafından sergileniyor. Kafka Tamura genele yayılmayacak kadar, düşünceleriyle-davranışlarıyla-yaptıklarıyla farklı bir kişilik ortaya koysa da -zorluklara karşı dik durup dünyanın en sert delikanlısı olmaya çalışsa da- o sadece 15 yaşında bir çocuk ve aile hayatının izleri onun için çok önemli.  Bu durum, annesi ve ablasının onun için bir takıntı haline gelmesinde, ayrıca babasıyla arasına ördüğü duvarı pekiştirmesinde önemli bir nokta. Babasının Kafka için öngördüğü lanetli kehanetin bu travmalı takıntılarda payı büyük.

Yazarın, hikâyenin fikrini temellendirdiğini düşündüğümüz Oedipus’un hikâyesine romanda yer vermesi okura bir işaret olarak görülebilir. Bu şekilde okurların Kafka’nın ailesiyle kurduğu karmaşık ilişkiye bir isim vermeleri mümkün.

Romanda kişilerin gerçeğe yakın yaratılmış oldukları söylenebilir. Kafka’nın yanı sıra, Nakata ve Hoşino karakterleri de romanın kendine has bir atmosfer kazanmasında önemli katkıya sahip. Kurgusu bir Kafka bir Nakata’nın gözünden ilerlerken, Nakatalı kısımlar yer yer masalsı bir havaya bürünür. Özellikle Nakata’nın kendine özgü konuşma tarzı, insanlarla girdiği diyaloglar, belli kalıp kelimelerle kendini ifade etmeye çalışma çabası ve dostu Hoşino ile kurduğu eğlenceli ilişki romanın okunası katmanlarını çoğaltıyor. İşte bu gerçekçi kişiliklerden dolayı karakterlerimizin ortaya koydukları -her yönden- sıra dışı davranışları basit bir ahlaksızlıkla, gariplikle, abartıyla bağdaştıramıyoruz. Romanın önemli karakterleri Kafka ve Nakata’nın hikâye ilerledikçe kişisel ve psikolojik açıdan kendilerini nasıl değiştirip geliştirdikleri çözümlenebilir.

Eser okura öyküsü haricinde de bir şeyler sunmaktan geri kalmıyor. Bunu karakterlerin dinlediği klasik müzik çeşitliliğinde, yapılan Beethoven ve Haydn çözümlemelerinde, dinlenen 60’lar klasik rock şarkılarında, Kafka’nın Oşima ile yaptığı düşünsel sohbetlerde, insanda kitapların içine gömülme isteği uyandıran Komura Kütüphanesinde görebiliyoruz.  Roman aynı zamanda barındırdığı bazı fantastik öğelerle -bir fantastik kurgu tutkunu olarak- beni kendine daha sıkı bağladı.

Romanın isminde Kafka görenlerin, hikâyenin acaba Franz Kafka ile bir ilgisi olup olmadığını akıllarına getirmeleri olası. Kaldı ki eserin 2006’da Franz Kafka ödülü aldığını arka kapak yazısında görüyoruz. Bu noktada herhangi bir bilgi vermemeyi uygun görmekteyim. Cevaplar, sayfaların içinde.

Sahilde Kafka’da Murakami’nin hikâyeyi metaforlarla desteklediği görülüyor. Roman bittiğinde, okuru birtakım soru işaretleriyle baş başa bırakması muhtemel. Sahip olduğu fantastik taraf ise metaforlar için bir sığınak. Satır aralarında söz edildiği gibi, dünya metaforlardan ibarettir. Bu sözü Sahilde Kafka için geniş çemberde düşünebiliriz. Sahilde Kafka güzel bir tablo.

 

 

Serdar Yıldız

İllet (roman), Karanlık Gökkuşağı (öykü)

Diğer Yazıları

Takip Et:
Twitter

Bir Cevap Yazın