Midas’ın Kafası Domuz Kafası

domuzBir varmış bir yokmuş; ucubeler ve çılgınlarla dolu “Türkiye” adında bir ülke varmış. Bu ülkede bir Domuz-İnsan yaşarmış. Evet, yanlış duymadınız: Kafası domuz kafası, vücudu insan vücuduymuş. Allah ne isterse o olurmuş; ama insanlar Domuz-İnsan’a karşı merhametli değilmiş.

Örneğin, onu doğurtan ebe kalp krizinden ölmüş; Domuz-İnsan’ın annesi ise onu bir cami avlusuna bırakıp kaçmış. Lakin, cemaat ne der korkusuyla imam onu kabul etmemiş. Sonunda karakola bırakılan Domuz-İnsan, domuz çiftliği sahibi bir yardımsever tarafından evlat edinmiş. Domuz-İnsan domuzların arasında üvey babasının kanatları altında mutlu bir çocukluk geçirmiş.

Ama yaşı ilerledikçe toplum içine karışmak zorunda kalmış; Domuz-İnsan’ın zorluklar ve acılarla dolu günleri başlamış. Okuldaki arkadaşları onu hor görüyormuş: Sen kendi bokunu mu yiyorsun? Sen pisliğinin içinde mi uyuyorsun? gibi sorularla onu rahatsız ediyorlarmış. Kimse ona yaklaşmıyor, onu oyunlarına dâhil etmiyormuş; hatta onunla kimse konuşmuyormuş; çünkü o domuzmuş ve pismiş. Oysa Domuz-İnsan temizliğe hepsinden çok daha fazla önem verirmiş; ama ön yargıları yok etmek atom çekirdeğini parçalamaktan daha zormuş.

Bu yalnızlık ve kötü muamele Domuz-İnsan’ın canına tak etmiş ve intihar etmeye karar vermiş. Ne de olsa, o domuzmuş; intihar etse de etmese de cehennemlikmiş. Ama kader onun yüzüne de gülmüş. Bir gün Domuz-İnsan intihar etmeye kararlıyken, bir Müslüman mahallesinde Salyangoz’la karşılaşmış, birbirlerine kanları ısınmış, muhabbet etmeye başlamışlar. Kısa zamanda çok sıkı dost olmuşlar.

Ne yazık ki, onların mutlu günleri de fazla sürmemiş: Domuz-İnsan ve Salyangoz dini hassasiyetleri yüksek bazı kişiler tarafından misyonerlik yapıyorlar iddiasıyla saldırıya uğramış. Domuz-İnsan götünden bıçaklanmış, Salyangoz’a ise tuzluklarla saldırılmış. Allah’a şükür, ikisi de sadece hafif yaralanmış, hayati tehlikeleri yokmuş.

Hastaneden çıkar çıkmaz Domuz-İnsan ile Salyangoz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş. Dava hala devam ediyormuş. Şu anda, Domuz-İnsan ve üvey babası İstanbul’da çiğ köfte dükkânı işletiyorlarmış. Salyangoz da dükkânda garson olarak çalışıyormuş. Bir de Salyangoz biraz daha hızlı olabilseymiş; keyiflerine diyecek yokmuş.

Ruhşen Doğan Nar

1988 İzmir doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık mezunu. Yaşıyor, okuyor, yazıyor ve bir gün ölecek.

Diğer Yazıları - Website

4 yorum

  1. Seran Demiral

    George Orwell’in Hayvan Çiftliği başta, hayvanlar üzerinden yapılan göndermelerle edebiyat yaparken, iğnelerin çuvaldızların nasıl da birilerine batırıldığına tanıklık ettiğimiz pek çok örnek var. Bana kalırsa Ruhşen de böyle kısa öykülerle tadı damağımızda bırakmak yerine, Domuz-Salyangoz kardeşliğinin ötesinde, Domuzlarla beraber Köpek ve Koyunların (Orwell ile Pink Floyd’un Animals albümüne de gönderme içerir ;)) da çeşitli sınıfları oluşturduğu uzun soluklu bir hikaye veya romana girişebilir; diyerek düşüncemi kendisiyle buradan paylaşıyorum. Beynine, kalemine sağlık arkadaşım.

    • Ruhşen Doğan Nar Yazar

      Teşekkürler. Yorumun beni sevindirdi. Aslında şu sıralar, aklımda tam bahsettiğin şekilde bir kısa roman fikri var. Çocuk kitabı olacak. Yazmaya başladım; ama tembellikten devamını henüz getiremedim. Bakalım, onu yazabilecek miyim. İyi geceler.

  2. Maria Kaban

    Hikayeniz nasıl bir izlenim bıraktı, anlatayım… Sanki bir adam sabaha kadar içmiş, akşama doğru baş ağrısı ile kalkmış, sinirli ve gergin, aklına yazı yazmaya gelmiş…. Birincisi, Midas ile ne alaka? İkincisi, bu içinizdeki kin neden? Farklı insanları mı savunmaya çalışıyorsunuz? İnsanların tutumlarını, ön yargılarını mı kırmaya çalışıyorsunuz? Evet, ana fikir aktarıldı, ama… ne şekilde? Hikaye çirkin! Bence çocuk romanına girişmeyin bile! Yazı yazmak için yazmayın… Farklı olmak için çirkinleşmeye de gerek yok. Mesajlar güzellikle aktarılmalı…
    Size tavsiyem, klasikleri okuyunuz… Kritik için kusura bakmayın:) Sırf size yorum yazmak için usanmadım, üye oldum.

    • Ruhşen Doğan Nar Yazar

      Öncelikle öykümü okuduğunuz ve yorumladığınız için teşekkür ederim. Öyküyü yazarken sinirli, gergin veya kin dolu değildim; tam aksine gülümseyerek sevgi içinde yazdım. Mizah türünde öyküler yazarken aksi de mümkün değil, diye düşünüyorum.

      Midas ile alakası şöyle: Midas’ın kulakları eşek kulakları hikayesini okumuşsunuzdur. Bu öykü fikri de şöyle geldi: Ya Midas’ın kulakları eşek kulakları değil de Midas’ın kafası domuz kafası olsaydı, ne olurdu? Bu sorudan ortaya çıktı.

      Öyküde geçen olaylar ülkemizde yaşanıyor. Daha beterleri de yaşandı. Sivas-Madımak bunun bir örneği. Ayrıca bu öykü çocuklara yönelik değil, büyüklere yönelik. Öyküdeki iğnelemeler de bunun göstergesi, diye düşünüyorum.

      Diğer öykülerimi de okumanızı ve eleştirmenizi isterim. İyi geceler. Teşekkürler.

Bir cevap yazın