Koloni Editörü. Patrona Halil

             Günlerden perşembe olmalı. Bayezid Camii’nin Kaşıkçılar Kapısı önündeyim. Patrona Halil ve diyar-ı Rum’a nam salmış silah arkadaşları Emir Ali ile Muslu Beşe’nin başı çektiği on yedi kişilik baldırı çıplak yeniçeri alayına bakıyorum. Yeşil sancağı açıp Kapalıçarşı’ya doğru hareketleniyorlar. “Da’va-yı şer’imiz vardır. Ümmet-i Muhammed’den olan dükkanlarını kapayup bayrak altına gelsin” diye haykırıyor bir tanesi. “Dekakini sedd idüp bedesteni çevirin!”.

 

                   28 Eylül 1730. Lale Devri’nin son günü. Konstantiniye.

 

4.4.6.1. Nabız normal. Renk dinamiği sapması %2. Elimi çabuk tutmalıyım. Patrona Halil’in projeye dahil edilmesine elbette karşı çıktım. Bana göre fazla isyankar bir kişilik. Ancak demoklesin kılıcı tepemde sallanırken fazla vakit kaybedemezdim.

 

-Doğum yeriniz neresidir?

-Aslen Arnavutum. Kesriye kazasına bağlı Horpeşte’den.

-Patrona Halil denmesinin nedeni nedir peki?

-Patrona sınıfı bir gemide kalyoncu asker olarak görev yaparken Abdi Kaptan’ın iyi bir derse ihtiyacı olduğuna kanaat getirdik. Sipahiler gelip tepemize ok yağdırmasa gemiyi alırdık da! Lakin kısmet değilmiş.

-Cezası ölüm değil miydi bu hareketin?

-Abdi Kaptan vefalı çıktı. Niyetimizin katliam olmadığını anlamıştı. Şu an hayatımı ona borçluyum.

-Bu Abdi Kaptan?

-Evet şu anda sarayda vezirlerden biridir. Ayrıca Kaymak Mustafa’dan önce Kaptan-ı Deryalık da yaptı.

-Peki affedildikten sonra?

-Horpeşteye dönüp biraz inzivaya çekildim. Amma ve lakin kanım hiç soğumak bilmedi. Bir müddet bekledikten sonra Niş’e gidip garnizondaki 17. Orta’da yeniçeri oldum. Pasarofça saçmalığına kadar işler tıkırında gidiyordu..

-Ama?

-Aması Topkapı maymunu barışı imzalayınca ulufenin ödenmesinde de aksamalar başladı ve patırtı koptu. Bayrağı açmak yine bana nasip oldu.

-Bela mı seni kendine çekiyor yoksa sen mi belayı kendine çekiyorsun?

-Ben belanın kendisiyim. İsyan büyüdü. Sayımız üç günde beş bini geçti. Haber Konstantiniye’ye uçunca Topkapıdaki maymun korkudan yere düşmüş diyorlar. Ancak Mısır Valisi (Kara Mehmet Paşa) dünyanın en sinsi yılanı. Bizi birbirimize düşürüp tek tek avladı. Canımı zor kurtarıp yine Horpeşte’ye kaçtım.

-Bu kadar mimlenmişken tekrar nasıl oldu da Konstantiniye cehennemine düştün?

-Patrona gemisinde yatağanı çekip haykırdığımda beni takip etmeye kararlı bütün o tayfaların halini bir görseydin neden Horpeşte’de çiftçilik yaparak duramadığımı anlardın. Ne söyleyecek diye ağzımın içine bakarlar.

-Azrail’e ikinci tekmeyi atıp tekrar sıfırdan başlamak nasıldı?

-Beyazıt hamamında tellaklık yaptım aylarca. En çok ecnebi tüccarlara çalıştım. Alamancayı öyle öğrendim. Yeniçeri kahvelerinde kim olduğum kulaktan kulağa yayılınca bizim bitirimler çıktı geldi iki günde.

-Kimdi onlar?

-Kim olacak, Kaymak Mustafa’nın ter bıyıkları.

 

Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın damadı Kaptan-ı Derya Kaymak Mustafa Paşa’dan bahsediyor. Kaymak Mustafa şu sıralar Sadrazam Damat İbrahim’e karşı amansız bir iktidar mücadelesi vermekte ve Patrona Halil’i kanatları altına alarak elini güçlendiriyor. Öyle ki Halil Galata’da herkesin gözleri önünde kavga ettiği adamı öldürmüş olduğu halde idam cezası bir şekilde kaldırılıyor ve Azrail’e üçüncü tekmesini de böylece atmış oluyor.

 

Lale Devri kana bulanmak üzere. Başkent, içinde barut fıçısı fitillenmiş bir cadı kazanı. İktisadi olarak çökmüş durumda olan kapıkulu askerlerinin tek umudu III.Ahmet’i Safevilere karşı sefere çıkarabilmek. Kararı çabuklaştırmak için Sadrazam Damat İbrahim’in doğudaki şehirleri Safevilere sattığı dedikodusunu yayıyor birileri.

 

Ancak bahçıvan makasıyla çiçeklerini budayan padişah hiç oralı değil. Ordugahını çoktan terk etmiş kızgın askerler şehre dağılıp çeşitli işlerde çalışmaya başlıyorlar. Sefer geciktikçe askerin sabrı taşıyor. Kaymak Mustafa ve sağ kolu Kethüda Mehmet Paşa bu durumdan faydalanarak saraya ölümcül darbeyi indirmek üzere o gece gölgelerde fısıldaşıyorlar.

 

İsyan günü sabahı Patrona Halil ve adamları on yedi kişi girdikleri Kapalıçarşı’dan beş bin kişilik öfkeli bir kalabalık olarak çıkıp sayılarını her adımda arttırarak saraya doğru yürüyüşe geçiyorlar. “Şer’-i Muhammedi üzre ümmet-i Muhammed da’vamız vardır. Dekakini sedd idün (dükkanları kapatın). Allah! Allah!”

 

Kalabalık sel gibi akmaya başlarken Etmeydanı’na doğru ilerleyen kalabalığı takip ediyorum. Bu esnada kışlalarda bulunan yeniçeriler de akın akın hengameye karışmaya başlayınca fark ediliyor ki bu gücün önünde kimse duramaz (bkz. şekil 6A).

 

Yeniçeri Ağası Hasan Ağa’nın kaçtığı ve Üsküdar ordugahına yapılan baskının başarıya ulaştığı haberleri meydanda son hız yayılınca iyice cesaretlenen güruh son sürat saraya marş ediyor.

 

Bu esnada isyanın gizli lideri Kaymak Mustafa Paşa hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi doklara inip leventlere padişahın doğrudan emri olmadıkça isyancılara karşı bir harekete geçmemeleri talimatını veriyor. Korkudan eli ayağı birbirine dolanmış olan padişahın zaten emir verecek durumda olmadığının çok iyi farkında.

 

An itibari ile saray kuşatma altında. Kesin bilgi. Şu saatten sonra ne padişah ne de bir haberci dışarı kaçabilecek durumda zaten değil. Sarayın baskına uğrayıp talan edilmesinin önündeki tek engel olan denizciler de aradan çıkınca padişah ölüm korkusuyla inlemeye başlıyor.

 

Son umudu Hz.Peygamber’in sancağını açtırıp kalabalığı namaza davet etmek. Lakin bu girişim gök gürültüsü gibi bir kahkaha tufanının ardından sönüp gidince sarayın ne kadar aciz bir halde olduğu iyice anlaşılıyor.

 

Patrona Halil yüksekçe bir yere tırmanıp kuşağından bir ferman çıkarıyor. Tok sesiyle kendilerine teslim edilmesini istedikleri başta Sadrazam Damat İbrahim Paşa olmak üzere otuz yedi devlet adamının ismini haykırıyor. Elbette aralarında Kaymak Mustafa yok.

 

Padişah çok sevdiği damadı İbrahim Paşa’yı tek bir şartla teslim edeceğini iletiyor bir süre sonra.

 

Bu şartı duyan Kaymak Mustafa Paşa çıldırıyor. Ancak Patrona Halil’in kafasında bir ampul yandığı belli. İbrahim Paşa ile beraber Kaymak Mustafa da katledilirse Sadrazamlığa giden yolda önünde durabilecek kimse kalmaz.

 

Çığlık çığlığa yalvaran Kaymak Mustafa kalabalıkta omuzdan omuza taşınarak öne getirilip meydana atılıyor. Diz çökmüş bir vaziyette İbrahim Paşa ile beraber omuz omuza oracıkta iple boğularak katlediliyorlar. Otuz sekiz devlet adamının cansız bedeni diziliyor sarayın önüne.

 

Bu noktadan sonra III.Ahmed’in canını kurtarmak için yapabileceği tek bir şey var. Yirmi yedi yıldır oturduğu tahtı I.Mahmud’a bıraktığını açıklıyor. Mahmud kalabalığı padişah cübbesi ile selamlarken Ahmed sürgün hayatını yaşamak üzere Manisa’ya doğru çoktan yola çıkmış durumda. Akşama doğru sarayı kuşatan kalabalık kutlamaların ardından yavaş yavaş dağılmaya başlıyor.

 

Mahmud’un tahta çıkması tam da Patrona Halil’in beklediği hareket. Mahmud tahta kimin sayesinde çıktığını iyi biliyor. Horpeşteli bir çiftçi çocuğunun sadrazam ilan edilmesine sayılı saatler var. Halil sadrazam cübbesini akşam saatlerinde giymek üzere silah arkadaşları Muslu Beşe ve Emir Ali ile beraber saraya davet ediliyor.

 

Ancak ben biliyorum ki Mahmud Patrona’dan ölesiye korkuyor. Karizması ve önderlik kabiliyetleriyle kitleleri harekete geçiren bir lider hangi kralı, padişahı veya hükümdarı korkutmaz ki?

 

-Az sonra hayatın boyunca hayalini kurduğun cübbeye kavuşmuş olacaksın.

-Yıllar süren kan ve gözyaşı dolu davamızın meyvelerini artık yeme vaktidir.

-Huzur bulacağını gerçekten düşünüyor musun?

-Lafı geveleme (gözlerinde duygudaş bir yorgunluk var, sanki hissetmiş).

-Sen cübbeyi giydiğin anda gizli bölmelerden çıkan silahlı adamlar önce sağ kolunu uçuracak. Sen şaşkınlık içinde Mahmud’a bakarken ikinci darbe kelleni gövdenden ayıracak.

-Bunu engelleyebilirim.

-Bunu engellersen yarın içkine zehir katılacak.

-Çeşnici tutarım.

-Zehirden kaçarsan hamamda boğarlar Halil!

-Horpeşte’ye de dönemem ki artık!

-Horpeşteyi de yakarlar…

-Peki sen söyle n’eyleyim be Alaman!

-Sana gösterdiğim mucizelere inanıyor musun?

 

Sessizce kafasını sallıyor Halil. İlk defa korku görüyorum gözlerinde.

 

-Bu mucizelerin geldiği yere gitmek ister misin? Orada ne han var ne sultan ne de padişah. İktidar değil ama başka bir şeyler için savaşacağın bir yerde yeniden hayata başlamak istemez misin?

-Neresi orası?

 

Kafamı kaldırıp yıldızlara, orion takımyıldızına doğru bakıyorum.

***

2 yorum

  1. Çağdaş Yetkin Yazar

    Istanbul’un isyan gunleri ile ilgili kendi capimda bir konu eklemek istedim, yine 1000 kelimeyi gecmeden. Bilgiler Atlas Tarih dergisinden. Ama carpitip degistirdim biraz elbette.

    Tesekkurler ben de merak ediyorum bir sonraki nerede gececek diye. Bitmemis taslaklar var.

Bir cevap yazın