KALKIŞ

imagesCARSU60S10 Nisan…

Şu sıralar her şey bir garipti. Sıradan insanlar sıra dışıydı. Ahmet bütün sınavlarını vermiş uzun süredir takip ettiği bir hava yolu şirketinden nihayet memleketine indirimli uçak bileti bulmuştu.

Sabah kalktığında bu sıra dışılığı fark edememişti birçok insan gibi. Biletini hemen aldı. Bu kadar uygun fiyata uçak bileti bulmak onu çok sevindirmişti. Hemen, köyüne döndüğünde yapacaklarını aklından ışı hızıyla geçirdi.

11 Nisan…

Birkaç günüm kaldı diyerek, İstanbul’u biraz daha gezmek için evden çıktı. Sokaklar bir garipti. İnsanlar her zamanki gibi değillerdi. Sigara almak için mutlu bakkal Hüsam Amca’nın dükkânına girdiğinde Hüsam Amca sanki yüz felci geçirmiş gibi bir an Ahmet’e baktı. Ahmet’e bu durum hiç garip gelmedi. Beyninin derinliklerinden bir yerden birisi, adeta “kaç!” diye bağırıyordu. Bir an için bu sesin etkisinde kalarak Hüsam Amca’yı metafizik varlıkların elinde zincire vurulmuş gibi hayal etti. Bu histen kurtulması zor olmamıştı.

Dışarı çıkar çıkmaz sigara paketini açıp içinden bir tane aldı. Yürüyerek bütün ceplerini yokladı. Yanında çakmak olmadığını fark etti. Hüsam Amca’nın ezeli rakibi büfenin önünden geçiyordu zaten. “bi tane çakmakla Hüsam Amca batmaz” diyerek büfeden çakmağı aldı sigarasını çabucak yaktı. Sigarasından son nefesi almasıyla sigarayı ağzından atması bir oldu. Kafasını kaldırıp, akciğerlerinin nikotinini emdiği karbon monoksit gazını sertçe dışarı üfürdü. Otobüsün geldiğini o zaman gördü zaten.

Önce Beşiktaş sahili oradan Ortaköy sonra Eminönü’ne gelip vapurla Üsküdar’a geçti. Kız kulesini seyretmeyi çok severdi. Kayalıklarda oturup boğazı seyrederken kafasından hiçbir ışığın yetişemeyeceği hızda düşünceler geçiyordu. Yatsı ezanını duyunca kendine geldi. Elini pakete attığında son üç sigara kaldığını fark etti. Kendi kendine hesap yaptı. “En az on tane olması gerekirdi, ne ara içtim ben bunların hepsini” diye mırıldandı.

Garip şeyler oluyordu Ahmet bunu içten içe seziyordu. Ama beyin hücreleri onu her şeyin yolunda olduğu gibi küçük bir yalana inandırmayı başarmıştı. Paketteki son sigarayı da içince saatin geç olduğuna kanaat getirerek eve doğru yol almaya başladı.

 

12 Nisan…

İstanbul’da son günü olduğu için evi temizlemeye başladı. Erkenden valizlerini hazırladı. Çünkü gecenin körü denilecek bir saatte uçağı vardı Mardin’e. Hava kararmak için güneşi mavi gökyüzünden defederken Ahmet banyo yapmak için hazırlığını bitirmişti.

Banyodayken yarın ki yolculuğu düşündü. Kafasını sabunlarken bunları düşünmesi hiç iyi değildi tabi. Heyecandan sabunu elinden düşürdü. Eğilip alayım derken üstsüz bedeniyle yanlışlıkla suyu kapattı. Kafası sabunlu olduğu için gözlerini de açamıyordu. Bir an banyo musluğunu eskisiyle değiştirip yukarı açılan aşağı kapanan yeni model musluklarla değiştirdiği için kendine sağlam bir küfür etti. Şansızlık Ahmet’e bir sülük gibi yapışmıştı. Ama sülükler kötülüğü alıp gider bu ise sadece kötü olaylar için bir haberciydi. Ahmet ne musluğu ne de sabunu bulamamıştı. Küçücük banyonun içi Ahmet’e bir hamam gibi büyümüştü. Sonunda pes edip ucuz sabunun gözlerini yakmasını ilahi bir emir gibi kabullenip gözlerini hafiften araladı. Lakin tek gördüğü kırmızıydı. Hafif sarı hafif kırmızı anlam veremediği, ama zihninde sadece dört harfli ateş kelimesini canlandıran bu halisünasyondan kurtulmak için gözlerini açtı. Gözlerini açmasıyla kapatması bir oldu. Tamda aynanın karşısında duruyordu. Gördüğü şey onda tarif edilemez bir korku ve istek uyandırdığı için gözlerini onları sabunla yaktığı için özür diler gibi tekrar açtı. Bu sefer her şey normaldi. Sabun elindeydi ve başından aşağı ılık ılık sular akıyordu. Aynada gördüğü şeyi hayatının sonuna kadar unutamayacağını düşünüyordu. Öyle olmadı tabi. İki saniyelik bile olsa algısı Ahmet’e gerçekleri anlatmayı kafasına koymuştu. İki saniye gibi dar bir vakit başından aklını uçurdu. Oysa iki saniye ölümle pençeleşen bir insan için çok kıymetliydi. Gördüklerini bir an içinde olsa hayal etti sadece. Hatırlamak değildi bu sadece hayal sayılabilirdi. Çünkü hatırlamak gerçektir hayal ise sadece olması istenen muhtemel gerçektir.

Ateş. Gördüğü buydu. Ama kömürleşmeye yüz tutmuş bir ateş. Alev almış insan bedeni ölçülerinde bir şey görmüştü. Alevlerin içi karanlıktı. Yanan karanlıktı bu. Bir insanın hayatı boyunca göreceği en korkunç şeydi. Ahmet gibi algısı kapanan insanlar için değil tabi. Kafasını sabunla köpürtmeye devam etti. Her şey normal geliyordu ama bir anlam veremiyordu.

Banyodan çıkmış temiz pijamalarını giymişti. Telefonundan elektronik düzenlenen biletini kontrol ettikten sonra uyudu. Uyuduğunda saat dokuz olmamıştı belki ama uçağı saat sabah dörtte kalkacağı için uykusunu alıp dinç bir şekilde havaalanına gitmeliydi.

 

13 Nisan 2013

Saat 02.30

Alarm çalar çalmaz Ahmet yataktan fırladı ve odanın öbür ucunda gürültüyle debelenen çalar saatin tepesindeki koca düğmeyi tokatladı. Elini yüzünü yıkayıp hemen üzerini değiştirdi. Telefonla, daha önceden anlaştığı gece nöbetinde olan taksici Mahir Abi’yi aradı.

Saat 03.00

Ahmet havaalanının ilk kontrol noktasından geçmiş, kağıt biletini yazdırmak ve check-in yapmak için, arkasında garip görünüşlü bir kadın duran yüksek bankoya yanaşmıştı. Kimliğini ve valizini uzatıp biletini aldı. İkinci kontrol noktasına doğru ilerlerken biletine bir göz gezdirdi. Fark edemediği için her şey normal geldi. Ama hiç bir şey normal değildi.

Yine sorunsuz bir şekilde geçtiği ikinci kontrol noktasının, sağ tarafında bulunan erkekler tuvaletine gitti. Alaturka tuvalet aradı, bulamayınca “Avrupai bir tarzda inşa edilmiş havaalanında alaturka tuvalet bulmam için, papanın hafız olması gerekirdi herhalde” diye mırıldandı. Kendince tabuları olduğu için alafranga tuvalete oturmadan ihtiyacını giderdi. Çıkıp ellerini yıkarken aynada kendini seyrediyordu. Bir an aynada kendisine ayakta ihtiyacını giderdiği için kızan ninesini gördü. Ninesi ona küçüklüğünden beri ayakta ihtiyaç gidermenin ne kadar sakıncalı olduğu anlatırdı sürekli. Ahmet nedenini öğrenmek isteyince de “ayakta hacetlenirsen elbisene sıçrayan sidiğinden beslenmek isteyen cinler yakanı bırakmaz” derdi. Bu söz aklına gelince Ahmet yine aynada kendisini görüyordu. Ama garipliğin farkında değildi.

Saat 03.30

Ahmet biletini kontrol etti ve uçağına bineceği 13 numaralı kapıyı aramaya başladı. Tabelalarla yolunu bulup kapının önüne geldiğinde kapı açılmış yolcular uçağa alınmaya başlamıştı. Aslında hiçbir şey normal değildi ama Ahmet garipliği sezdiği halde her şeye normal gözüyle bakmaya devam etti. Uçağa bindiğinde biletini bir kez daha kontrol edip 13A numaralı ekonomi sınıfı koltuğuna oturdu. Pencere kenarına oturduğu için çok pişman olacağını bilmeden içten içe bir sevinç yaşadı.

 

 

Saat 03.45

Uçak ta tek tük boş koltuk vardı. Kötülük planlarını kurmuş, bir uçak dolusu sözüm ona masumun canına kastetmek üzereydi. Yolcuların çoğu uykulu gözlerle kabin ekibinin verdiği bilgileri dinliyordu. Uykulu olmasalar da zaten bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkacaktı. Ama Ahmet içindeki sezginin verdiği hissi mecburiyet addedip kabin ekibini dikkatle dinledi.

Güzel giyinimli, çokta güzel olmayan hostesler daha yerlerine yeni oturmuşlardı ki pahalı uçaktaki ucuz hoparlörlerden birinci pilotun hırıltılı sesi duyuldu. Ahmet bütün bunları pencereden dışarıdaki karanlık pisti seyrederken duyuyordu zaten kafasını çevirip hoparlörlere bakmasına gerek yoktu.

“Sayın yolcularımız KL1313 numaralı uçuşumuza hoş geldiniz. İstanbul’dan kalkıp Mardin’e gidecek olan uçuşumuzu, yardımcı pilotumla beraber, yaklaşık olarak bir saat kırk beş dakika olarak belirledik. Hava durumu iyi, sorunsuz bir uçuş olacağını umarak hepinize iyi yolculuklar dileriz.”

Saat 04.15

Pilotun bu konuşması üzerinde yaklaşık yirmi dakika geçmişti. Ama hala kalkış gerçekleşmemişti. Huysuzlanan yolculara hostesler gece yolculuklarında uçağın motorlarının iki kez kontrol edildiği gibi ucuz bir yalan söyledi. İşleri zor olmadı zaten. Yolcuların çoğu uyuyordu zaten. Uyanık olanların sadece çok azı kalkış gecikmesinde rahatsızdı.

Uçağın motorlarında ki sorun hala çözülmemişti görünürde hiçbir problem olmayan motorlar kalkış için gerekli sürate bir türlü ulaşamıyordu. Gerekli personel elinden gelenin en iyisini yaparak takviye bir iki parça ile uçağı kalkışa hazır etti. Kalkış zaten kırk beş dakika gecikmişti. Kule ile iletişime geçen havaalanı teknik ekibi uçağın kalkışa hazır olduğunu ama kalkışı tavsiye etmeyip uçağın bir an önce bakıma alınması gerektiğini söyledi.

Saat 04.30

Ahmet uçağın küçük penceresinde olan biteni en başından beri izliyordu. Motorlar uçuşa hazır hale gelince uçak yavaş yavaş piste çıktı. Ahmet emniyet kemerini o zaman taktı. Emniyet kemeriyle cenk ederken uçak hızını almış neredeyse tekerlekleri yerden kesecekti.

Tamda bu sırada gömleğinin ön cebinde duran biletine gözü ilişti. Biletini eline alıp inceleme başladı. Her şey normal gibi geldi Ahmet’e. Ama biletini sonuna kadar inceleyince hayretler içinde elinde biletiyle dona kaldı.

Bileti saat 13;13’te almıştı. Gideceği gün 13 Nisan 2013, uçuşun sefer numarası KL1313, koltuk numarası 13A, uçağa bineceği kapı numarası 13.

Bütün bunlar karşısında yaşadığı şoku bünyesi henüz kabullenmemişken, pencereden içeri kan kırmızısı, alev sarısı flaş parlamaları geliyordu. Uçak yerden yüz metre bile yükselmemişti uçağın etrafında alevden bir hortum uçağı paramparça etti. Ahmet’in bedeni bu patlamada parçalara ayrılmadan önce, bal rengi gözleri dışarı bakıyordu. Gördükleri kimileri için birer efsane. Kimileri için birer tanrı. Kimileri içinse korkulacak hiçbir yanı olmayan metafizik varlıklardı.

Cinler amaçlarına ulaşmıştı. Ama Ahmet’i almak için birçok insanın hayatıyla oyun hamuru gibi oynamanın cezasını vereceklerdi. Fişi Azrail kesecek tahsilâtı zebaniler yapacaktı. Büyük cin komutanı Tokay, emri altındaki yeni yetme cinlerin işlediği suçun bedelini ödemek üzere, tahtına oturdu. Elinde cehennemin kutsal ağacından yapılmış, zakkum asasıyla gelecek olan Azrail’i beklemeye başladı.

 

Bir Cevap Yazın