Hillary Jordan: “Uyandığında…”

Geçtiğimiz aylarda gündemi meşgul ve fazlasıyla rahatsız eden bir tartışmaya şahit olduk. Siyasetçisinden yazarına, şarkıcısından oyuncusuna ve sokaktaki vatandaşına kadar herkes “yaşama hakkı” üzerine ahlaki değerlendirmelerde bulundu. Merkezde kürtaj vardı.  Kopan kıyamet büyük, yapılan yorumlar ise bazen insanın kanını donduran türden bayağı, bazen de trajikomikti. Kürtaj Türkiye’de olduğu gibi diğer Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de hararetle tartışılan bir konu. 1993’te Paul Hill isimli bir ABD’li, kliniğinde kürtaj işlemini gerçekleştiren bir doktoru öldürmüş; bunu, masum canları korumak için yaptığını açıklamış olsa da idam edilmekten kurtulamamıştı.

Kürtaj tartışmalarının üzerine denk gelen distopik bir roman olan Uyandığında, YKY tarafından bu yıl yayımlandı. Kürtaj yaptırdığı andan itibaren hayatının geri kalan kısmını karanlıklar içinde geçirmek zorunda kalan bir kadını başrolde görüyoruz.  Uyandığında tamamen kürtaj üzerinde ilerleyen bir roman değil. Kürtaj, roman için sadece bir neden.

Uyandığında, hikayesini bilinen bir dünyada anlatan bir roman değil. Dolayısıyla kanunları ve yaptırımları bizimkine hiç benzemeyen bir  dünyaya ait. Onun dünyasındaki suçlular da yıllarca cezalandırılıyorlar ama dört duvar arasında değil; onların cezaları deri renklerinin genetik bir müdahaleyle değiştirilmesiyle gerçekleştiriliyor.  Roman kahramanı Hannah Elizabeth Payne’in cezası, otuz gün mahkumiyet, on altı yıl boyunca da kırmızı (renkli) kalmaktır. Uyandığında, geleceği belirsiz gölgeler içinde kurgulayan bir distopya. Eseri, kürtaj temasından sonra çekici hale getiren diğer bir özelliği de budur.

Hillary Jordan’ın merak öğesini pozitif ivmeyle artırdığı ve sürükleyici bir girişle hikayesine başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu özelliğinden dolayı kitabın bir süre elinize yapışması olasıdır. Üçüncü kişi anlatımı tercih edilmiş olmasına rağmen Hannah Payne’in cehennemine ve kabuslarına girmekte baştan itibaren zorlanmıyoruz. Dört duvar arasındayken, hapishane yönetiminin uygulamaları yüzünden aşağılanmış hisseden ve kadın kimliğinden bir parça kopan bir birey olarak karşımıza çıkıyor. Bir aylık kapalı mahkumiyetinden sonra topluma “kırmızı” olarak döndüğünde ise işler onun için daha da kötü bir hal alır. On altı yıllık cezasını içerde geçirmesinin belki Hannah için daha iyi olacağı düşünülebilir. Dindar, baskıcı bir yönetimin egemen olduğu bir ülkede, insanların da büyük bir çoğunlukla onları yönetenler gibi düşündükleri bir toplumda, “kırmızı olmak” yaşamaktan daha zordur. Bir renklinin dışarı çıktıktan sonra renksizlerin, yani sıradan insanların düşmanca bakışlarını daima üzerinde hissetmesi, aşağılanması, fiziksel taciz ve şiddete maruz kalması olasıdır ve tüm bunlar Hannah için on altı yıl boyunca tekrarlanacaktır. Hannah tüm bunlarla tek başına mücadele edebilecek midir (koyu dindar ailesi de ona işlediği büyük günah sonrası sırtını dönmüştür)? Okuyucu intiharın bir kurtuluş yolu olduğunu düşünebilir. Hannah’nın hangi yolu seçeceğini romanı okuyanlar görecektir.

Uyandığında’nın kurguda sağladığı başarıyı alt metinlerde, sisteme karşı bir tavır yansıtma konusunda ise yeterince yansıtamadığı söylenebilir. Ucu sivri olması gereken oklarını sistemin kalbine göndermeyi, derdini yakıcı kelimelerle anlatmayı beklenilen etkide başaramıyor. Totaliter rejimlerin egemen olduğu dünyalarda vücut bulan, bireylerin toplum çıkarına ezildiği ve yok sayıldığı, oligarşinin insanı farklı kontrol mekanizmalarıyla tek tipleştirdiği bu karanlık kurguda –özellikle de kürtaj konusunda- hastalığın tehşisi tam olarak koyulabilmiş değil. Distopik eserlere ilgi duyan bir okurun romanın sistem eleştirisine yönelik değerlendirmesi bu şekilde olabilir, ancak, bunun her okur için bir eksiklik olacağı ise söylenemez. Hatta Hannah’ın başarılı bir şekilde, derinlemesine kişiselleştirilmiş hikayesi okur için samimi, paylaşımcı bir çekim alanı bile yaratabilir.

Özellikle Türkiye gibi kadına şiddette yakın zamanlar içinde çok acı tablolarla karşı karşıya kalan bir ülke için Uyandığında’nın farklı anlamları olabilir . Hillary Jordan, kadınların dünyanın neresinde ve hangi çağda olursa olsun ortak sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını Uyandığında ile çok farklı bir pencereden anlatıyor.  Bize sunulan bu karanlık geleceğin mümkün olup olmadığıyla ilgili kafamızda bir soru işareti oluşabilir. Bir bakıma, kendi bedeni için bile olsa seçme hakkı elinden alınmak istenen; toplumların ve o toplumların türevi olan ailelerin olası baskıcı uygulamalarıyla birey olmaktan uzak yetiştirilen; hor görülen, aşağılanmış bir hayata zorlanan tüm kadınlar için bir kıvılcım özelliği taşıyabilir. Belki de bir uyarı.

Serdar Yıldız

İllet (roman), Karanlık Gökkuşağı (öykü)

Diğer Yazıları

Takip Et:
Twitter

2 yorum

  1. Funda Özlem Şeran

    Uzun süredir dikkatimi çeken ve listemde olan bir kitaptı, incelemesini okumak iyi oldu Serdar, teşekkür ederim. Distopya meraklısı biri olarak, artık bu tür gelecek senaryoları fazlasıyla gerçek geliyor gözüme ne yazık ki. Dediğin gibi, bir uyarı olarak kalır umarım 🙂

Bir cevap yazın