Hakkımızda

Geçtiğimiz yüzyılda yaşadığımız modernizm, geç-modernizm ve dahi postmodernizm süreçlerinin akabinde; bu içinde bulunduğumuz yüzyıl, artık akımlarla sınırlı tutulamayan, düşünce yapılarının çokça iç içe geçtiği, disiplinler arası geçişler bir yana, artık her sanat disiplininin ve dahi herhangi bir hususta geliştirilen tavır ve/veya üslupların biribirine evrildiği yeni bir sürecin başlangıcı. Bu süreç, artık 100 yıllık zaman dilimlerinin 10 yıllar içerisinde hızlıca üretildiği ve tüketildiği bir süreç. Zaman ve mekanlar arası geçişlerin ivme kazandığı, yaşantıların hızlandığı ve zamana dair algı ile birlikte, yaşam alışkanlıklarının değiştiği de muhakkak. Örneklerle ifade etmeye gerek olmadığınca gündelik hayatımızdan bildiğimiz üzere, tükettiğimiz hemen her ‘meta’ tek kullanımlık. Her ne kadar doğada hiçbir şeyi yok etmek olası değilse de, bütün bu dönüşümlerin yaşanmakta olduğu hız, sonsuz bir hıza yaklaşarak kavramların, değerlerin, sahip olduklarımızın yok olduğu, uçup gittiği sanrısını da beraberinde getirmekte.

İşte bu yeni zamanın yeni gerçekliğinde, teknolojik olanaklar neticesinde taktığımız kulaklıklarla tek kişilik yaşamlarımızı, küçük kutucuklardaki ekranlarda akıp giden imajlarla doldurduğumuz bu zaman diliminde; kimilerince ‘nostaljik’ kimilerince ‘vazgeçilmez’ ve diğer sanat disiplinlerinden nispeten bağımsız ve özgün bir alan olan yazın konusunda yapılacak olan her çalışma, zamana uygun olsun veya olmasın, son derece değerli ve nadidedir diye düşünmekteyiz. Zira yazın; görsel, işitsel ve dokunsal etkileri doğrudan değil dolaylı olarak insanın zihnine ve bedenine zerk eder, etkisini zamana ve mekana yayar. Kelimeler, insanın düşüncelerini ifade etmek için gerekli alanı oluşturduğunca, insanın hafızasında yer eden kelimeler esasen bu düşüncelerin varlığını belirler. (Wittgenstein’ın tabiriyle ‘Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.’)

Zamanın, mekanın, bütün anlık veya sürece yayılan değişimlerin ötesinde edebiyatın konumu bambaşka olduğunca; şimdiye dek yazınsal bir tür olarak tabir-i caiz olacak ‘üvey evlat’ muamelesi görmekten kurtulamamış olan ‘öykü’nün aslında bu yaşadığımız ‘hız çağının gerçekliğine’ tam olarak uygun düştüğünü söylemek mümkün. Çünkü insanların hiçbir şeye vakit bulamadıkları ve tam manasıyla bir kaos içresinde yaşadığı şu anda, hikayenin kısa ve vurucu etkisinin insan zihni üzerinde yaratacağı darbe tam da ihtiyacımız olan şeydir. Dünyayı değiştirmek, zamana gerçek bir etki yaratmak için kurguya, hayal gücüne ve pek tabii Ölümsüz Öyküler’e gereksinimimiz vardır. Şimdi ve daima.