Günah Doğuran

 

2011_03_02_fetus

“Bu yapılan Tavaret’e saygısızlık. Hadi geri dönelim.”

Ursula tedirgindi, ellerini birbirine sürterek heyecanını yenmeye çalışıyordu. Ne var ki İsil oralı bile değildi. Ursula bir kez daha konuştu.

“Tavaret hepimizi cezalandıracak!”

İsil’in sabrı bu cümle üzerine taşıverdi.

“Neden bahsediyorsun sen be! Bu yalancılardan mı öğreneceğim Tavaret’i. Yok, doğurmak Tavaret’i en çok sinirlendiren şeymiş de bilmem neymiş. Anlamıyor musun? Korkuyorlar.”

“Neden korksunlar ki? Senin iyiliğin için söyleniyor bu laflar.”

İsil bıkkınlık ifade eden derin bir nefes aldı.

“Değişimden korkuyorlar değişimden. Yıllardır amaçladıkları şeyi başardılar. Senin gibi araştırmadan yaşayan insanlar, kusura bakma böyle konuştuğum için. Sen Tavaret hakkında ne bilirsin ki? Sana öğretilen bu Mısır tanrısının geçmişi hakkında tek satır bilgin var mı?”

Ursula korkuyla titredi.

“Hemen sözünü geri al İsilciğim. Mısır ve Tavaret sözcüklerini birlikte kullananlar lanetlenir. Tavaret bir Mısır tanrısı değil, petekte üretilen insanların koruyucu tanrısıdır. Ayrıca Mısır diye bahsettiğin ülkede insanlar yaşamamıştır. Mısır, tarih öncesi insanlar yaratılmazdan evvel şeytanların yaşadığı bir ülkedir.”

“İşte bundan bahsediyorum.” dedi İsil. “Kafanızı bunlarla dolduruyorlar. Doğumun yasaklanmasından önce var olmayan bir tarih. Petek Komisyonu’nun insan üretimini tekellerine almak için uydurdukları bir tarih. Neyse ki annemden kalan tüm o Petek-Öncesi dünya kitapları var. Mısır’ın tanrılarını, tek tanrılı dinleri ve doğumun yasak olmadığı o muhteşem günleri o kitaplardan öğrendim.”

Ursula İsil’e sarıldı. Çaresizce ne yapacağını düşünürken içinden Tavaret’e ve Petek’in kutsal süvarilerine yalvarıyordu.

“Lütfen abla, böyle konuşmaya devam edersen kafir olduğunu düşünüp seni Petek Komisyonu’na ispiyonlamak zorunda kalacağım. Ayrıca karnındaki şeytanı doğurmana izin veremem, bebekler sadece peteklerde üretilmelidir, doğum yapmak şeytan işidir.”

“Git ispiyonla.” dedi İsil, “sen ispiyonlamasan bile elbet birisi ispiyonlayacak. Ama doğum şeytan işi değildir. Bu çocuğu doğuracağım. Ayrıca çocuk doğmak üzere, çocuğu doğurmamam demek benim de ölmem anlamına geliyor.”

Kardeşi Ursula’nın gözlerindeki garip hüzün İsil’i korkuttu. Doğum yapmak için geldiği –ve isteksizce de olsa kardeşini de yanında getirdiği- bu ıssız dağda rüzgar adeta dağla konuşuyor ve İsil’i ürkütüyordu.

“Senin için ölüm daha hayırlı ablacığım. Beni affet.”

Ursula böyle söyleyip hamile ablasının üzerine atladı. Ursula doğuştan kemikli bir kızdı. Ablasının boynunu sıkan elleri hiç kuşkusuz bir iki dakika içinde onu öldürebilirdi. Ablasının hırıltıları rüzgarın sesine karışırken sıkmaya devam etti. İsil yaşaran gözlerle, nefessiz kalan vücuduna aldırmaksızın elini on parmak ötedeki taşa doğru uzatmaya çalışıyordu. Kardeşinin sıktığı boğazını unutmuş ve tüm çabasını yerdeki taşa vermişti. Ursula kendinden geçmiş vaziyette, ablasını öldürerek kurtarmaya odaklandığından bu çabayı fark etmiyordu. İsil avucu taşa ulaştığında taşı kavrayıp son gücüyle kaldırdı ve kardeşi İsil’in kafasına geçirdi. Öyle hızlı vurmuştu ki taş kafatasını delip içeri girdi. Ursula’nın ablası İsil’in boynunu sıkan elleri gevşedi ve sonra kemikli, iri bedeni yere yığıldı. İsil yaşlı gözlerle kardeşinin cesedini seyrederken sancıları fark etti.

“Geliyor.” diye mırıldandı. Kendi kendine doğum yapmanın ne kadar zor olduğunu kitaplardan öğrenmişti. Zaten kardeşinin yanında gelmesine razı olmasının sebeplerinden biri de buydu. Ama o da ölmüştü şimdi.

Kitapta yazdığı gibi nefes alıp vermeye ve ıkınmaya başladı. İşkence gibi bir on dakikanın ardından o sesi duydu. Şimdiye dek duyduğu seslerin en hayat dolusuydu bu. Bir bebeğin ağlama sesi…

Bebeğin küçük bedenini avuçlarında tutup kaldırdı. Göbek bağını bir taşla kesti. Rüzgar hala konuşarak dağı dolaşıyordu. İsil önce Ursula’nın cesedini dağın eteğine gömdü, sonra peteklerde üretilen bebeklerden çok daha farklı göründüğünü fark ettiği bebeğini alıp onu büyütebileceği bir mağara aramak için yola çıktı. Bebek hala ağlıyordu.

 

 

Mümin Can

89 doğumlu, edebiyat ve sinema takipçisi...

Diğer Yazıları

Takip Et:
TwitterFacebook

4 yorum

  1. Ruhşen Doğan Nar

    Farklı bir öykü olmuş, Habil-Kabil mitini hatırlattı bana. Bir başlangıç öyküsü olarak aynı temayı inceleyen, anlatan başka öykülerle birlikte anlamlı ve güzel olur. Ama bu öykünün devamı gelmez ve tek başına kalırsa, bu öykünün de pek bir anlamı kalmaz. Devam öyküleri yazıp öykünün geçtiği atmosferi ve zamanı daha ayrıntılı anlatirsan, iyi bir öykü serisi ortaya çıkabilir. Yeni öykülerle görüşmek üzere, iyi geceler.

  2. Baran_Guzel

    Öykü, bir romanın ortasından bir yerinden kopyalanıp yapıştılmış gibi bir his uyandırıyor bence. Buna öykü demek yerine bir “kesit” demek geliyor içimden. Doğan’ın da dediği gibi tek başına bir anlam ifade etmiyor bu öykü, daha doğrusu bir zevk vermiyor.
    Ayrıca Ursala’nın, ablasını ispiyonlayacağı yerde onu öldürmeye çalışması da biraz mantıksız geldi bana. Devam öykülerinin yanısıra başlangıç öyküleri de lazım bence bu öyküye 🙂

Bir Cevap Yazın