GERİ DÖNÜŞ

FHDGXÇıldırmışçasına çalan  saatin alarmını daha ne kadar duymazdan gelebilirim diye düşünüp, yastığı kafasının üzerine çekerek olağanca gücüyle bastırdı. Sabahları uyanmakta zorluk çektiği ve alarmı sürekli erteleyerek uykuya yenik düştüğü günlerin anısına, alarmı yatağa daha uzak bir noktaya koymuştu. Bu sabah bunu yaptığı için kendine lanet okudu.
Alarmın kulakları tırmalayan sesine daha fazla tahammül edemeyerek sinirle fırladı yataktan. Sert bir hamleyle alarmı yerinden aldı ve karşı duvara doğru süzülüşünü izledi. Dün gece alkolü fazla kaçırdığı için bu sabah felaket sayılabilecek bir düzeyde baş ağrısı eşlik ediyordu Okan’a. Aslında kelimenin tam anlamıyla bütün beyin hücreleri tecavüze uğruyordu.
Okan otuzlu yaşların başında, zekasına herkesin hayran olduğu bir gençti. İstanbul üniversitesi astronomi ve uzay bilimleri bölümünden mezun olalı henüz iki gün olmuştu. Parlak zekası ve hazırladığı tezler NASA yetkililerinin ilgisini çekmiş ve NASA’ya davet edilmişti. Hazırlıkların tamamlanması , Amerika’ya gidiş, NASA da ki yeni işine başlaması yaklaşık bir aylık bir süreci kapsayacaktı. Arkadaşlarına veda etmek amacıyla dün gece eğlenmiş ve hayatında ilk defa alkolün tadına bakmıştı. Sabah şiddetli baş ağrısıyla uyandığındaysa bir daha alkole yaklaşmamaya yemin etti.
Kahvaltılıkları atıştırırken, televizyonda sabah haberlerini açtığında neye uğradığını şaşırdı.
– Jüpiter mi?
Kendi kendine konuşmaya başladı. Aslında bunu sık sık yapıyordu. Kendi kendine konuşup, sorular soruyor sonra da bu sorulara cevaplar veriyordu.
Haber programında sağ üst köşede bilindik bir Jüpiter gezegeni görüntüsü vardı. Ve alt yazıda ‘dev asteroid Jüpiter’e çarptı’ yazısı göze çarpıyordu. Dev asteroid ve Jüpiter’in çarpışması sonucunda Jüpiter gezegeni kütlesinin büyük bir kısmını kaybetmişti. Hala yörünge de olması bile mucize gibiydi.
Haberleri izleyen sıradan insanlar dünyanın karşı karşıya olduğu tehlikenin farkında olmasa da Okan ve Okan gibi bilim insanları nasıl bir tehlike ve tehditlerle karşı karşıya olduklarının farkındaydılar.
Okan ağzında ki son lokmayı yutmaya çalışırken masanın kenarında duran telefonu titreyerek çalmaya başladı. Arayan üniversiten hocası olan ve aynı zamanda Okan ile NASA yetkilileri arasında bağlantıyı kurup NASA yetkililerine Okan’ı öneren Atıf Bayrak’tı.
-Okan, sesi derin ve titrek geliyordu.
-Efendim hocam.
-Hemen buluşmamız lazım…Asteroid…
-Evet hocam şimdi gördüm.
-Abraham aradı beni.. Ayrıntıları buluşunca konuşalım
-Tamam hocam yarım saat sonra ofisinizde olurum
-Ofiste değilim Okan eve gel.
-Tamam hocam.
Kısa geçen konuşma sonrasında Okan detayları öğrenmek için hemen yola çıktı. Yaklaşık yirmi dakika süren yol süresince, onlarca felaket teorisi geçti aklından. Her bir teoride dünya karanlık bir yolculuğa çıkıyordu. Kiminde bir ateş topuna dönüşüyor kiminde yörüngeden çıkıp uzayın karanlık boşluğuna savruluyor kiminde ise insanların üzerine yağan binlerce meteor ve asteroid insanlığın sonunu getiriyordu.
Bir asteroidin Jüpiter’e çarpması dünyayı neden bu kadar ilgilendiriyordu? Başka bir gezegenin başına gelen felaketle dünya nasıl bir kaosun içine düşebilirdi? Bu soruların cevaplarını elbette çok iyi biliyordu ama yine de kendi kendine bu soruları sormaktan vazgeçemiyordu.
Söz verdiği gibi yarım saat sonra Atıf hocanın evine varmıştı. Atıf Bayrak öğrencisinin -aslında şuanda meslektaşı olan adamın- verdiği sözlere ne kadar sadakat gösterdiğini bildiği için tam yarım saat sonra Okan’ın evinde olacağına emindi. Bu yüzden masada dumanı tütmekte olan iki fincan çay hazırdı. Okan verdiği en küçük sözleri bile yerine getirmeyi bir adet haline getirmiş ve böylelikle hocası Atıf Bayrak’ın gözdesi olmuştu.
Şimdi iki adam masa da karşılıklı oturuyor düşünceli gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Söze ilk giren profesör Atıf Bayrak oldu.
-NASA da görev yapan arkadaşım Abraham ……. Üç gündür Türkiye de bulunuyordu. Dün akşam saatlerinde buluşup oradan buradan sohbet ettik. Bu sabah erken saatlerde telefonum çaldı. Uykudan uyandım. Arayan Abraham’dı. Ve Jüpiter olayından bahsetti.
Atıf Bayrak duraksadı. Okan dikkatle hocasını dinliyor aynı zamanda kafasında olacakları kurguluyor, kafasını kurcalayan sorulara yanıt bulmak için hocasının sözünü bitirmesini bekliyordu. Atıf Bayrak konuşmaya devam etti.
-Sonra sorunun telefonda konuşulmayacak kadar önemli olduğu için buraya gelmek istediğini söyledi. Birazdan burada olur. Seni çağırmamı da Abraham istedi.
Atıf Bayrak saatini kontrol edip çayından bir yudum aldı. Kısa süren sessizliği fırsat bilen Okan konuşmak için dudaklarını araladı.
-Jüpiter’in çekim gücü dünyaya yaklaşmakta olan asteroidleri kendi üzerine çekerek, bu asteroidleri dünya için tehlike olmaktan çıkarıyordu. Varoluştan bu yana belki de milyonlarca asteroidi kendi yeryüzüne çekti. Ancak daha önce böyle bir şey olmadı. Yani demek istediğim kendi kütlesinin büyük bir kısmını yok edecek kadar büyük bir asteroidin yıkımına uğramamıştı. Düzen içerisindeki onca yıldız, gezegen ve birçok gök cismi… Sanırım aklımın sınırları tükendi hocam.
Dedi Okan. Daha lafının henüz bitirmişti ki üçüncü bir sesin titreşimleri odanın içine yayıldı.
-Haklısın genç adam, belli bir düzen içindeki onca varlık nasıl olur da birden bu düzenden sapabilir? Bence de asıl soru bu
Dedi odaya giren Abraham. Şaşılacak derecede iyi bir Türkçeye sahipti. Adamın bu kadar iyi bir Türkçeyle konuşması Okan’ı şaşırtmıştı ki, hocası Atıf Bayrak araya girip Okan’ın şaşkınlığını ve merakını giderdi.
-Abraham’ın annesi bir Türk, dedi gülümseyerek.
Abraham konuşmaya devam etti.
-Bu sabah NASA da görevli arkadaşımla görüştüm. Beklenmeyen bir yıldız patlamasının meydana geldiğini ve bu patlamada etrafa saçılan parçalar bazı asteroidlere çarparak, bu asteroidlerin yörüngelerinin değişmesine neden olmuş. Büyük bir asteroid da bildiğimiz üzere Jüpiter ile çarpışarak gezegeni neredeyse yok etti. Bu sadece Jüpiter’in değil dünyanın da sona geldiğinin işareti, dedi
-Buna engel olmanın bir yolu olmalı, diye araya girdi Okan.
-Aslında bir yol var. Bu yüzden hemen Amerika’ya gitmemiz gerekiyor, dedi Abraham.
-Gitmemiz? Diyerek Abraham’a baktı Atıf Bayrak.
-Evet birlikte gideceğiz. Bazı çalışmalar için size de ihtiyacımız olacak, özel bir jet alanda bekliyor, acele etsek iyi olur, dedi Abraham.
-Hemen mi?, dedi Okan.
-Evet. Kaybedecek bir saniyemiz bile yok artık.
Havaalanında bekleyen özel jete binip yükseldiler. Okan’ın planında olmayan bu erken yolculuk önce canını sıkmış ama daha sonra dünyanın ve insanlığın kaderinin belirleneceği böylesine önemli bir işin içinde olmak heyecan vermişti.
Lüks jetin içinde Abraham ve Atıf Bayrak koyu bir sohbetin içindeydiler. Okan pencereden aşağıya bakıyor ve sonraki günlerde dünyanın nasıl bir görünüm alacağını hayal ediyordu. Jüpiter önemliydi evet. Kütlesi dünyanın kütlesinden üç yüz kat daha büyük olan bu gezegen; muazzam çekim gücü ile gezegenlerin yörüngelerinde kalmalarını sağlıyor ve öte yandan asteroidleri üzerine çekerek dünya’ya zarar vermesini engelliyordu. Ancak şuanda dünya büyük abisini kaybetmiş bir çocuk gibi savunmasızca başına gelecekleri bekliyordu. Okan bu düşüncelerin arasında kaybolurken uydu telefonun sesi onu kendisine getirdi. Telefonu Abraham açtı.
-Evet…Görüntüleri bana da gönderin..Başkan da mı?…Peki tahmini süre ne kadar?..Tamam yakında görüşürüz.
Atıf Bayrak ve Okan bir açıklama bekliyormuş gibi Abraham’a bakıyorlardı. Abraham telefonu kapatıp başını iki yana sallayarak konuşmaya başladı.
-Norveç, Irak, İspanya, Avustralya ve Amerika kıtasında çeşitli yerlere düşen küçük asteroidler olmuş. Veri görüntüleri birazdan ulaşır. Çok fazla can kaybı olmamış ama bu olmayacağı anlamına gelmiyor. Ayrıca devlet başkanı bizzat NASA merkezinde olaya müdahil olup gelişmeleri takip ediyormuş. E adam eski astrofizikçi.. En kötüsünü sona sakladım. Dünya’nın yörüngesinde kaymalar başlamış bile. Uzay boşluğuna doğru savruluyoruz. Bu hızla en fazla kırk sekiz saat sonra tamamen yörüngeden çıkıyoruz.
Okan araya girerek.
-Bir yol var demiştiniz. Bu yol nedir?,dedi
-Aslında bunu merkezde açıklamak istiyordum ama görünen o ki o kadar vaktimiz yok, dedi Abraham
-Nasıl bir yol olabilir ki bu.. Yoksa tahmin ettiğim.
-Evet Atıf…Başardık, diye araya girdi Abraham
-Neden bahsediyorsunuz bana da açıklayacak mısınız?, dedi sabırsızlıkla Okan.
-İsviçre’de yapılan deneyi hatırlıyorsundur. Cern’de. Tanrı parçacığı. Aslında tam olarak insanlara açıklanmamış olsa da deneyin amacı biraz farklıydı.
-Nasıl yani?, diye sordu Okan
-Büyük hadron çarpıştırıcısı içerisinde iki proton ışık hızına yakın bir hızda çarpıştırıldı ve sonuçları gözlendi. Deney öncesi ortaya atılan varsayımlar karadelik ve solucan deliklerinin oluşması yönündeydi. Hatta o kadar ileri gidildi ki bu karadeliğin büyüyerek dünyayı yutabileceği söylendi. Ancak bu CERN tarafında, karadelik oluşma şartları bulunmadığı ileri sürülerek yalanlandı.
-Buraya kadar olandan haberdarız zaten, dedi Atıf Bayrak.
-İş bundan sonrasında başlıyor zaten. Deney sonucunda küçük bir karadelik oluştu. Ve karadeliğin içinde solucan deliklerinin bulunduğu keşfedildi. Dahası bu solucan deliklerinden içeri gönderilen cisimler zamanda geriye gitti.
-Bunu nasıl anladılar peki? Yani cisimlerin zaman da geriye gittiğini nasıl anladılar?,diye sordu Okan
-Her seferinde bir golf topu karadeliğin içine bırakıldı. Ve bu defalarca tekrarlanıp sonuçları gözlendi. Ancak topların nereye gittiğine dair tahminde bulunamadılar. Her gün bu deney tekrarlandı. Her gün bir golf topu, ancak hala ellerinde bir bilgi yoktu. Üç ay böyle devam edildi. Üç aylık sürecin sonuna yaklaştığımızda aklıma takılan bir soru oldu. Deney için kullanılan golf topları nereden geliyordu? Dış dünyaya kapatılmış bir merkez. Ve hangi gerzek böylesine büyük bir deneyde çalışmak için gelirken yanında golf topu getirirdi ki?
-Bir dakika siz de mi CERN de yer aldınız? Okan şaşırmıştı.
-Elbette yoksa bu kadar ayrıntıyı nasıl bile bilirdim? Diyerek güldü Abraham.
-Peki golf topları?
-Deneye katılan herkese sorduk ancak kimse böyle bir golf topu getirmemişti. Ve kamera kayıtlarını izlediğimizde bu toplardan her gün bir tanesini masanın üzerinde aniden belirdiğini gördük. Biz son topu deliğin içine gönderdiğimiz de, aslında üç ay önce karadeliğin içine attığımız ilk topu laboratuardaki masanın üzerine göndermiş olduk.
-Yani yapılan bu deneyle zamanda üç ay geriye gidebilmek mümkün kılındı, dedi Okan. Peki her gün yeni bir golf topunun öylece belirmesi kimsenin dikkatini çekmedi mi o zaman kadar? Ve ayrıca ilk golf topu nereden geliyordu? Diye devam ederek soruları sıraladı.
-Golf toplarının belirdiği masa laboratuarın çok sık kullanılmayan bir alanındaydı sanırım bu yüzden kimsenin dikkatini çekmedi, dedi Abraham ,ikinci sorunun cevabına gelince; döngü. Evet bu yoktan var oluş döngüsünün sıfır noktası, golf topu evvelde orada olmamasına rağmen hep oradaydı, Tanrı’nın evreni şekillendirme yetisi.
-Tanrı’ya inanıyor musunuz?
-Elbette Okan. Her bilim adamı içten içe Tanrının varlığına boyun eğer, dedi Abraham
-Bunun olacağını biliyordum. Bir gün gerçekleşeceğini biliyordum, dedi Atıf Bayrak
-Yani elimizde ki tek yol bu kara delikten geçip üç ay öncesine gitmek ve asteroid Jüpiter’e çarpmadan onu yok etmek, dedi Abraham
-Peki bu yolculuk canlılar için güvenli mi? Diye sordu Okan
-Elbette güvenli. Daha önce defalarca kullanıldı zaten,
-Kullanıldı mı? Nasıl yani? ,her duyduğu kelime yeniden şaşırmasına neden oluyordu Okan’ın
-Evet aslında büyük terörist saldırıları engellendi. Üstelik bir kaç defa. Bir de papaya yapılan suikast, dedi gülümseyerek.
-Yani papa öldürüldü mü? Diye sordu Okan
-Evet muhtemel bir paralel evrende hala ölü, dedi Abraham
Alçalmaya başlayan jet NASA acil iniş pistine doğru inişe geçti. Okan hala öğrendiklerinin şokunu üzerinden atamamıştı. Ancak hala aklına takılan bir soru vardı. Karadelikten geçerek üç ay öncesine gidilecek ve asteroidin Jüpiter’e çarpması engellenecekti. Peki ama nasıl?
-Abraham, bu çarpışma nasıl engellenecek? Yani demek istediğim en hızlı füzelerin bile zamanında varması mümkün değil, dedi Okan
-Füzelere ihtiyacımız yok Okancım, dedi gülümseyerek
-Nasıl yani? Dedi Okan şaşkın bakışlarla
– Özel olarak geliştirilen lazer füzeleri bu iş de bizim için faydalı olacaktır, dedi Abraham
-Lazer füzeleri mi? Peki ama bizi neden getirdiğinizi hala anlayamadım, diye yeni bir soru yöneltti Okan
-Üç ay öncesine gittiğimizde iyi bir asistana ihtiyacım olacak da ondan, dedi Abraham
-Biz de mi gideceğiz? Her an şaşkınlığı biraz daha artıyordu Okan’ın
-İlk görevin dünyayı kurtarmak genç adam, diyerek arkasını dönüp uzaklaştı Abraham.

Bir Cevap Yazın