Fantastic Four (2015) Gerçekten De O Kadar Kötü Mü?

Fantastic_Four_posterFantastic Four söz konusu sinema uyarlamaları olduğunda yıllarca yüzü gülmemiş bir seri. Roger Corman’ın ellerinden çıkma 94 yapımı ilk uyarlama daha seyircilerle bile tanışma fırsatı bulamadan raflara kalkmış, Fox tarafından çekilen 2005 ve 2007 yapımı uyarlamalar da vasat-kötü çizgisinde seyretmişti. Malumunuz, çok büyük umutlar beslenen ve Fox’un inatla Marvel Studios’a teslim etmediği 2015 yapımı uyarlama ise seyirci ve eleştirmenler tarafından tamamen ayaklar altına alınmış durumda. Peki, X-Men: Days of The Future Past gibi bir filmi yapan ekibin ellerinden çıkan bu film eleştirilerin gerçekten de ne kadarını hak ediyor?

Neden ısrarla “uyarlama” sözcüğünün üzerine bastığını anlatayım. Çünkü Fantastic Four’a dair ilk bilgiler gün yüzüne çıkmaya başladığından beri kimsenin reddetmeyeceği şekilde filme karşı aleni bir nefret kampanyası başlatılmıştı orijinal materyalden uzaklaştığı yönünde, özellikle de çizgi roman fanatikleri tarafından. Genç oyuncular seçilmesi eleştirildi, Human Torch’u siyahî bir aktörün oynaması eleştirildi, Von Doom isminin Domasevich olarak değiştirilmesi eleştirildi (hatta yoğun tepki yüzünden tekrar Von Doom’a çevrildi), ve insanlar filmden nefret etmek için sadece gösterime girmesini bekler bir ruh haline büründü. Hâlbuki “uyarlama” kavramının bir materyali olduğu kopyalayıp-yapıştırmak olmadığını, böylesi bir davranışın yönetmenin bütün yaratıcılığını ortadan kaldıracağını kimse anlamak istemedi. “Uyarlama” yönetmenin bir içeriği sinemaya yeni açılar, yeni vizyonlar, yeni görüşler, gerekirse de değişimler yaparak yansıtması fakat orijinal içeriğin özünü de kaybetmemesidir. Peki, Fantastic Four’u bunca yıldır orijinal kılan şeyler ekibin 30’larında mı olması, Human Torch’un sarışın bir erkek mi olması, ya da Dr.Doom’un orijinal adının Von Doom olması mıdır gerçekten? Tod Browning’in 1931 yapımı Dracula’sı orijinal kitabından uçurumsal derinlikte farklılıklar içermesine rağmen hâlâ bir başyapıt sayılmıyor mu?

Evet, Fantastic Four bir başyapıt değil, ama bir facia, hele ki en kötü çizgi roman uyarlaması hiç değil. Oldukça güzel fikirler deneyen, fakat çeşitli açılardan başarısız olan bir film, özellikle de yönetmen ve stüdyo arasındaki fikir ayrılıklarından kaynaklanan açılardan. Nelerin iyi olduğunu da size sayayım. Çizgi roman filmleri tarihi boyunca neredeyse tamamında süper güçler edinen insanlar böylesi doğaüstü bir durumu oldukça kolay özümseyip hatta sevinirken Fantastic Four bu durumu gerçekten olması gerektiği gibi, bir hastalık ve problem olarak ele alıyor. Franklin Storm’un da dediği gibi daha çocuk yaşta sayılabilecek bu gençler sevinmeyi bırakın delicesine korkuyor, özellikle de ömrünün geri kalanını taştan bir adam olarak geçirmek zorunda kalan Ben Grimm’in dehşeti beni gerçekten de derinden etkiledi. Zaten neden bu kadar genç yaşta oyuncuların seçildiği de işte burada anlam kazanıyor.

Ne yapacaklarını bilmeyen korkmuş bu gençler ise Amerika’nın ellerinde “Sizi kurtaracağız” yalanı altında birer militarizm silahına dönüştürülüyor. Bu gerçekten altında oldukça fazla şey saklı olan bir metafor, tabi anlayana. Zaten kostümleri de kahramanlıklarının bir simgesi değil, sadece güçlerini kontrol altına alabilmeleri için birer alet, “Madem süper kahramansın al bunu giy” anlayışına sahip onca filmden farklı olarak hem de. Film üstelik bu süper güçlerin nasıl kazanıldığı konusunda hazırdan yemek varken Ultimate Marvel evrenini temel alarak yeni bir kaza konsepti deneme riskini göze alıyor. Kaldı ki cesaret isteyen bu seçim, orijinal materyalden çok daha inandırıcı bir kaza bence. Aynı şekilde filmin diyaloglarının da iyi yazıldığını ve özellikle de Nolan filmlerinde sıkça gördüğümüz “başlarda kullanılan bir alıntıyı sonlarda tekrar kullanmak” konseptinin oldukça başarılı kullanıldığını belirtmek isterim ama spoiler vermemek adına hangi sahneler olduğunu söyleyemiyorum.

Tabi size filmin “gerçekten de kötü” yanlarını da sayayım. Mesela Dr.Doom karakteri hiç ama hiç olmamış. Ne dünyayı yok etmek için motivasyonu inandırıcı, ne de ağzından çıkan sözler bir şey ifade ediyor. Kendisinin ortaya çıktığı bu son 15dk ise filmin en kötü kısmını oluşturuyor ki ben filmi izlerken uzun süre “Acaba film ne zaman kötüleşecek?” diye düşünüp durmuştum. Bir süper kahraman filminden beklenen şekilde epik ve etkileyici olması gereken bu final oldukça heyecandan uzak, efektleri sığ, aksiyonu zayıf ve kötü diyaloglarla geçince izleyicide hayal kırıklığı yaratıyor haklı olarak. Kaldı ki filmin tek aksiyon sahnesi de bu zaten. Her ne kadar filmdeki bu aksiyon azlığını ben büyük bir eksik olarak görmesem de birkaç yerde daha düzgün aksiyon sahneleri olması iyi olabilirdi. Lakin filmdeki 3 aksiyon sahnesinin yönetmenin itirazlarına rağmen Fox tarafından filmden çıkarıldığını hepimiz biliyoruz artık. Bu sebeple film oldukça düşük bir tempoda geçerken ortam değişikliğinin de neredeyse hiç olmaması seyirciyi bunaltabilir. Zira bütün film sadece laboratuar ve öteki boyut arasında geçiyor.

Bana kalırsa filmin gerçekten de eleştirmeye değer eksileri bunlardan ibaret, yoksa kişisel olarak Human Torch’u sarışın bir Amerikalı yerine siyahî bir aktörün oynaması beni kişisel olarak pek rahatsız etmiyor. Ne var ki filme dair bu sığ “orijinal materyal” beklentisi filme karşı garip bir nefret oluşturdu ve gösterime girer girmez kötü notlar havada uçuştu ki çoğunun filmi izlediğini sanmıyorum bile. Böylesi sert bir akıntının tersine yüzmek de eleştirmen cephesinin pek işine gelmedi tabi. Şaşırmıyorum, çünkü benzer durumlar Superman Returns, RoboCop (2014), Rocky 5, Total Recall (2012) gibi yapımların da başına gelmişti.

Bu sebeple insanların bu filmi vasat ya da belli açılardan zayıf bulmasını anlayabilirim, fakat Batman & Robin, Elektra, Catwoman gibi insanlık tarihine kara leke olarak geçen filmler varken en kötü süper kahraman filmi demek açıkça bir art niyet ve yüzeysellik olur. Kendi adıma çeşitli açılardan eksileri olsa da denediği yeni fikirler ve gösterdiği cesaret yüzünden pek çok vasat süper kahraman filminden çok daha başarılı buldum Fantastic Four’u, gerçekten de kötü çıkacağını zannederek gitmeme rağmen hem de. O yüzden size tavsiyem, süper kahraman filmlerinin makûs talihini daha yakın zamanda değiştiren şeyin bol aksiyon ve birebir aktarma değil, aksine etkileyici içerikler, düzgün senaryolar ve özgün fikirler olduğunu unutmadan, filmi izlemeye tenezzül bile etmeyen insanlar boş eleştirilerini dikkate almadan sadece kendi iç sesinizi dinleyerek izleyin bu filmi. Tabi kendinize gerçekten de sinema kolik diyorsanız…

Emre Sümer

Oyungezer dergisinde serbest yazar, blog karalayan, E.A.Poe hastası, kısa öykü gönüllüsü, fantastik ve korku edebiyatı delisi, sinemakolik, motto'su "Hayal etmeden bilemeyiz" olan kişi.

Diğer Yazıları

Takip Et:
TwitterFacebook

Bir Cevap Yazın