Elbiseboğanlı Köyü

14971857_10207876601898434_957963620_nBen şimdi her şeyi anlatsam, haberiniz olur. Eminim.

Olay aslında bizim köyde vuku buldu. Okul müdürü, yani aslında, emekliye ayrılmış okul müdürü öğlen saatlerinde koluna geçiriverdiği kırnap ipini, diğer elinde de sandalye taşıyarak buğday tarlasının üst kısmına uzanan toprak yolu izleyerek çevresini yalnız başına kolaçan eden meşe ağacının altında geldi. Küçük, ahşap sandalyeyi yere bıraktı, oturdu. Elindeki ipin bir ucundan tutarak karşısına attı ve ceketinin cebinden çıkardığı çamaşır sabunuyla ipi kapladı.

Sabunlu kırnaptan öylesine düzenli ve estetik bir askı yaptı ki, sanırsın İran’da bu sanatın eğitimini almış.

Hazırladığı ipi boynuna geçirdi, ileri-geri tartarak kontrol etti. İpin diğer tarafını bağlamak için ağacın etrafında birkaç kere gezindi ve en uygun bildiği, hoşuna gidecek dalı bulmaya çalıştı. Sonunda ipi geçireceği dalı bulmuştu, yalnız ipin bir tarafını ağacın dalına geçiremiyordu.

Eski paçavra bir topu tekmeleyip duran köy çocukları emekli öğretmenin elindeki iple ağacın bir dalından tutmaya çalıştığını görünce aşağılayıcı tavırda güldüler.

Bizim emekli öğretmen, eski okul müdürü çocukları yanına çağırdı ve onlara ipi ağacın dallarından birine bağlarlarsa, para vereceğini bildirdi. Çocuklar maymun gibi hızlı bir biçimde ağacın dallarına kalktılar. Öğretmen ahşap tabureyi ayağının altına koydu, çocukların ağaç dalından bağladıkları ipi boğazına göre ayarladı. Sonra ipi sıkı bir şekilde bağlamalarını istedi.

Ceplerindeki paraların hepsini çocuklara dağıttı. Onları sevindirdi. Çocuklar paçavra toplarını tekmeleyerek gözden kaybolunca emekli öğretmen ahşap sandalyenin üzerine çıktı, ipi boğazına geçirdi ve boynunun arkasında sabitledi. Pantolonun bel kısmını yukarı kaldırdı, kemerini sıktı, ceketinin düğmelerini ilikledi, kravatını sağ-sola çekiştirip yerinde bağladı. Köyün mis gibi havasını birkaç kere ciğerlerine çekti, ayağının altındaki ahşap tabureyi arkaya itti…

Bir süre sonra komşu köyün çocukları okuldan eve dönerken emekli öğretmeni görür-görmez tanıdılar. Çocukları ellerindeki telefonla öğretmenin resmini çektiler ve kısa süre içerisinde internette paylaştılar. Sonra her zamanki gibi okul sonrasının açlığını yatıştırmak için koşarak evlerine gittiler.

Çeşmeden su almaya giden yaşlı köy kadınlarından birisi emekli öğretmeni görür-görmez tanıdı. Telaş içerisinde meşe ağacının altına geldi, öğretmenin ayağının altındaki ahşap tabureyi aldı, üzerin oturdu. Öğretmenin yaptığı bu yanlış işten dolayı ağladı, kendi kendine çok üzüldüğünü belirtti. Sonra emekli öğretmenin ahşap taburesini de aldı ve eve döndü. Eve dönerken hayata, zamana karşı ağıza alınmayacak küfürler yağdırdı.

Otlak alanlardan hayvanların geri döndüğü saatlerdi. Meşe ağacının altına sürü sürü koyun toplandı. Bazı koyunlar emekli öğretmenin ayaklarını, yere düşmüş ayakkabısının tekini kokladılar. Çoban koyunları bir kenara kovduktan sonra öğretmenin ceplerini iyice kontrol etti. Ayakkabılarını alıp giydi. Sonra öğretmenin çoraplarından ceketine kadar üzerindeki tüm elbiselerini çıkardı. Tüm elbiseleri ceketin içine doldurarak lastik çizmelerini onun ceplerine soktu ve bastonun ucuna geçirerek sol omuzuna attı. Sonra koyunlarını her zamanki gibi köye doğru götürdü.

Güneş gurüb ettiği zaman boş su bidonları doldurulmuş eşek arabası yolunu değişerek meşe ağacının altına girdi. Arabadan iki adam indi. Emekli öğretmeni tanıdıkları için birbirine olaya ilişkin anlamsız sorular soruyorlardı. Onlar öğretmen için üzülüyorlardı.

Aniden düşündüler… Bidonları yere boşalttılar. Yük taşıyan arabayı onun ayakları altına çektiler, biri emekli öğretmenin ayaklarını kaldırdı, diğeri ise ipi onun boynundan çıkardı. Onu önce arabanın üzerine uzattılar, sonra çekip yere koydular. Genç olanı ağaca çıktı ve ipi açtı. Eşeğin eskimiş ipini açtılar ve emekli öğretmenin yeni ipiyle değiştiler. Sonra fazla iple yere boşalttıkları bidonları arabanın üzerine iyice bağladılar.

Köy çocukları yeni toplarını birbirine atarak geliyorlardı. Onların yanındaki yavru köpek koklayarak cesedi buldu.

Çocuklar yavru köpeği ne kadar çağırırlarsa çağırsınlar bir şey değişmedi. Köpek kafasını onun karnına koydu ve zifiri gözleriyle uzakta beliren köye baktı…

***

Artık o zifiri gözlü yavru köpek büyüdü. Şimdi gecenin karanlığında ortaya çıkıyor, ulayarak insanların evinden bir ölü çıkarıyor. Onun için de köyün her tarafı ölü insanların elbiseleriyle doludur. Evlerin kapılarından, pencerelerinden sızarak yollara dağılmış durumda. Hatta pantolon paçaları, gömlek, ceket kolları köylülerin ayaklarına, boynuna bir yılan gibi sarılmaktadır. Zifiri karanlık köy gecelerinde yollar yalnız geçilmiyor. Sanki her patikanın kenarında, her karanlık köşede elbiseler yeniden canlanıyor.

Bazı tanıkların dediklerine bakılırsa, o köpeğin kafasının yerinde emekli öğretmenin kafası beliriyormuş. Köyün erkekleri sabahlara kadar uykusuz dolaşarak o köpeği yakalamaya çalışıyorlar. Köylüler köpeğin yakalanmasıyla her tarafı kendi etkisi altına almış olan bu elbiselerin de ortadan kaybolacağına eminler. Yalnız o zaman köy eski haline dönebilir.

Şimdi ben de o insan başlı köpeği görmek için silahlı adamlarla köyü dolaşmaya gidiyorum.

Çeviren: Ziyad Quluzade

1 Yorum

  1. Kadim Gültekin

    Kısa ama akıcı üslübu, karanlığını hissettiren atmosferi ile tesirli bir öykü. İnsanların o bilindik kötücül, çıkarcı, duygusuz yüzüne ışık tutmuş. Zihnimde hoş bir tat bırakan bu öykü için teşekkürler 🙂

Bir Cevap Yazın