Blade Runner

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yapay zeka denilen bir kavram ortaya çıktı. Bu kavram kısa zamanda bilimkurgu üzerine çalışan bir çok insanın üzerinde kafa yorduğu bir fenomen haline geldi. Sinema tarihi boyunca da bu konu farklı yönetmenler tarafından ele alınıp işlendi. Ridley Scott bu yönetmenlerden bir tanesi, artık bilimkurgu türünde bir klasik olarak görebileceğimiz Blade Runner da onun bu meselelere kafa yorduğu filmi.

Aslında Blade Runner bir roman uyarlaması, hem de en babalarından bir romanın. Bilimkurguya gönül vermiş herkesin mutlaka bir yerlerden kulağına çalınmış olan, muhtemelen çoğumuzun büyük bir zevkle okuduğu “Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?” adlı romanının sinema diline dökülmüş hali. Philip K. Dick’in muhteşem zekasının ve çalkantılı hayal dünyasının ürünü olan bu romanı sinemaya uyarlamak epey cesaret sahibi olmak gerektirir. Ridley Scott zamanında bu cesareti göstermiş ve ortaya Blade Runner çıkmış. Açıkçası takdiri hak eden bir girişim. Romanı okuyanlar neden bahsettiğimi anlayacaklardır. Bazı romanlar edebiyatın olanaklarını o denli güzel kullanırlar ki onları başka bir sanat dalına uyarlamak neredeyse imkansız hale gelir. Neyse ki Scott gibi cesur adamlar böyle riskleri alabiliyorlar.

Filmin konusuna gelecek olursak 2019 yılının Los Angeles’ında  Tyrell Corporation isimli şirket üstünkörü bakışla insanlardan ayırt edilemeyecek robotlar üretmektedir. Bu robotlar dünya dışı kolonilerde insanların işlerine yardım etmeleri amacıyla tasarlanmaktadır. “Nexus 6” türü gelişmiş robotlar da bunların bir türüdür. Ortalama bir insandan çok daha güçlü ve atletik olan bu tür aynı zamanda beynine yüklenen yalancı hafıza sebebiyle aynen insanlar gibi duygusal tepkiler de geliştirebilmektedir. Görevi dünya üzerindeki kaçak robotları emekli etmek yani öldürmek olan kahramanız Rick Deckard, ahlaki bir ikilemin içerisindedir. Ancak şartlar onu yapmak istemediği şeyleri yapmaya zorlar. Deckard ve onunla aynı işi yapan diğer avcılar robotlarla insanları ayırmak için göz reflekslerinin verdiği tepkiye dayanan bir tür psikolojik test kullanmaktadırlar. Bu sayede ayırt ettikleri robotları etkisiz hale getirirler.

Filmin arka planında Cyberpunk türünün öncüllerinden diyebileceğimiz karanlık bir teknoloji dünyası tasviri akar. Terkedilmiş boş yapılar, piramitleri andıran devasa şirket binaları ve uçan arabaların arasında, Uzakdoğu motifleriyle harmanlanmış pazar yerleri ve eğlence mekanları izleyiciyi bulunduğu boyuttan çekip alır adeta. Müzikle harmanlanmış saykodelik sahneler ruhsal bir deneyime sürükler. Bu denli yoğun bir arka plan, ister istemez hikayenin inandırıcılığını arttırmaktadır.

Filmi izlemeden önce kitabı okuyanlar ister istemez büyük bir beklenti içerisinde olacaklardır. Hayal kırıklığına uğrayacaklarını söyleyemem. Ancak film, romanla paralel değil birçok noktada. Bu da biraz mecburiyetten kaynaklanıyor sanırım. Çünkü Philip K. Dick’in romanında sinema diliyle verilemeyecek bölümler var. Filmde bu bölümlerin yerine başka sahneler oluşturulmuş. Ayrıca karakterler üzerinde de bazı değişiklikler yapılmış. Mesela ana karakter, filmde evli değil, oysa kitapta evli ve bu evlilik de romanın temeli açısından büyük bir önem arz ediyor bana göre. Bir de film boyunca elektrikli koyun görememek beni üzdü. En azından kısa bir sahneyle bir gönderme yapılabilirdi. Bunlar dışında filmin üzerine aldığı misyonu gayet iyi taşıdığı fikrindeyim.

Harrison Ford ve Sean Young, filmin ruhuna uyan oyunculuk performansları ve tabii ki görsel bir işte asla göz ardı edilmemesi gereken karizmalarıyla iyi bir ikili oluşturmuşlar. Yan rollerdeki oyuncular da işlerinin hakkını veren düzeyde bir çaba göstermişler. Nexus 6 türündeki robotları oynayan oyuncuların Rus ırkını andırması da –özellikle Rutger Hauer’in canlandırdığı karakter- o günün konjonktürüne uygun bir mesaj verme kaygısı olabilir.

Blade Runner, her bilimkurgu sevdalısının mutlaka izlemesi gereken bir film. Ben şimdiden çerezlerinizi ve içeceğinizi hazırlayıp ekran karşısına kurulun derim. Bu saykodelik motiflerle süslenmiş cyberpunk yolculuğunda hepinize iyi eğlenceler diliyorum.

 

Mümin Can

89 doğumlu, edebiyat ve sinema takipçisi...

Diğer Yazıları

Takip Et:
TwitterFacebook

Bir Cevap Yazın