Bir “Kıyamet Kitabı” nasıl olmalı?

Zamanda yolculuk diye bir şey gerçekleşebilseydi, bu belki de en çok tarihçilerin işine yarardı. Geçmişe ait birtakım bulgular dönemle ilgili muallak veya kesin bilgiler verse de aynı olayın farklı görüşteki tarihçiler tarafından tamamen zıt yorumlandığı da oluyor. Tutkulu bir tarihçinin kayan bir kuyruklu yıldızla veya değişik durumlarda tutacağı muhtemel dileğinin, üzerinde çalıştığı döneme gidip neler olduğunu kendi gözleriyle görmek olabileceğini de düşünebiliriz. Ancak ne var ki, bu dilek sadece bilimkurgu romanlarına yaraşır bir konu olabilir; tıpkı bu yazımızın kaleme alınma sebebi olan Kıyamet Kitabı gibi. İthaki Yayınları tarafından Türkçe baskısı yapılan eser geçtiğimiz hafta yayımlandı.

 

Kivrin Engle çağımızın ilersinde, 2050’li yıllarda yaşayan bir tarih öğrencisidir. Döneminin kendisine sunduğu teknolojik nimetlerden faydalanıp zamanda iki haftalık bir yolculuk yapma şansı yakalar.  Orta Çağ İngiltere’sine gidip oraya ait ne varsa gözlemleme niyetindedir. Üniversitesi gerekli tüm ayarlamaları yaptıktan sonra Kivrin’i on dördüncü yüzyıla gönderir. Karmaşık hesaplamalar, defalarca yapılan testler, değerlendirilen olasılıklar, alınan tedbirler ne kadar titiz bir şekilde gerçekleştirilmiş olursa olsun, zaman yolculuklarında bazı kaymalar her zaman ihtimal dahilindedir ve bu durum Kivrin için de geçerlidir. Hedefi 1320 yılı olan Kivrin, Orta Çağ’a indiğinde acaba zamanda bir kayma olmuş mudur, olduysa hedefinden ne kadar uzaktadır bunu bir süre bilemez.

Paralel dünyada yani Kivrin’in gerçek dünyasında ise bazı şeyler yolunda gitmez. Ekip, İngiltere’de baş gösteren bir salgının çok kısa sürede etkisini göstermesinden dolayı tüm kontrolünü kaybeder. Orta Çağ’a inişin yolunda gidip gitmediğinden de, zamanda yolculukta kayma olup olmadığından da emin değillerdir. Tüm bu sorulara cevap verecek teknisyenleri aniden rahatsızlanmıştır. Üniversiteden hocaları kötüleşen bu durumun iki haftadan fazla süreceği endişesi taşıdıkları için Kivrin’i bir an önce aktüel zamana geri getirmenin daha iyi olacağını düşünseler de gerekli adımları atmalarına izin verilmez. Buraya kadarlık kısım hikayenin sadece başlangıcı, ancak geri kalanının çok daha fazlasını sunduğunu söyleyebiliriz. İyi bir hikayede, sonun henüz başlangıçta verilmesi gerektiği söylenegelmiştir. Romanı okumaya başladıktan sonra, yazarımız Connie Willis’in de bu görüşte olduğunu anlıyoruz.

Farklı zamanlarda geçen bilimkurgu hikayelerinde mekanın yaşadığımız dünyaya, zamanın da kullandığımız takvime ait olması yazar açısından büyük bir risktir. Bu yüzden bilimkurgu yazarları farklı yaşam sistemleri ve orijinal bir takvim kurgulayıp hikayelerini bu şekilde oluştururlar. Burada risk, yakın geleceğe ait bazı teknolojik gelişmelerin kestirilmemesinden kaynaklanan durumlardır. Bir okur olarak Kıyamet Kitabı’yla ilgili sahip olduğum tek olumsuz yargı 2050’li yılların insanlarının iletişimde hala ve sadece kablolu telefon kullanmaları, kullanım yoğunluğu yüzünden de telefon hatlarının lokal olarak hizmet veremez hale gelmesiydi. Zamanda yolculuk yapmaya olanak sağlayan bir teknolojik gelişme elde edilmişken iletişimde yaşanan bu zafiyet maalesef dikkat çekiyor. 1992’de yazılan bu eserin tek talihsizliği internet, e-posta, cep telefonu gibi hayatın vazgeçilmezleri olan teknolojik yeniliklerden mahrum kalmasıdır.

Nebula ve Hugo ödülleri kazanmış Kıyamet Kitabı’nı sadece bir bilimkurgu romanı olarak değerlendirmek ise hikayenin sahip olduğu derinliği görmemize engel olabilir. Romanın aynı zamanda bir tarihsel dönem portresi çizdiğini de ifade etmeliyiz. Orta Çağ’a ait, ayrıntılı tasvirler ilgi çekici. On dördüncü yüzyılın seçilmiş olması ise bir tesadüf değil. Bu yüzyılda Avrupa’nın başına musallat olan veba salgınları hakkında çoğumuz bir şeyler duymuşuzdur. Kıyamet Kitabı, Orta Çağ Avrupa’sının  yaşadığı kıyamet yıllarını tüm trajedileriyle ve tabii ki kurgusal olarak ortaya döküyor. Kara Ölüm diye adlandırılan veba o dönemde Avrupa nüfusunun üçte birini eritirken insanların çaresizliği, çekilen acılar, bu hastalığa yüklenen ilahi anlamlar ve gökyüzünü sarıp sarmalayan salgın tabakası okurun farklı hisleri tecrübe etmesine neden oluyor. Kısaca Orta Çağ’a ait bir kıyamet izlenimi diyebiliriz.

Orta Çağ’ın mimarisi, sosyal yapısı, yaşam şartları, tıbbi müdahaleleri, kişisel bakım-temizlik durumu, hastalanma olayları, ortalama yaşam süresi gibi konular da çarpıcı bir şekilde hikayenin yüzeyine çıkıyor. Vebayla ilgili yaşanan sahnelerin, özellikle romanın son çeyreğinde okuru etkisi altına alması muhtemel.  Veba kurbanlarından şanslı olanlar için hazırlanan mezarlar ve illete kapılanları kısa sürede bekleyen mutlak sona hazırlık olması bakımından onlar daha yaşarken kazılarak hazır bekletilen mezarlar, tüm bu süreçte kaybedilen umutlar ve çaresizlik döneme hakim olan dehşet duygusunu hakkıyla veriyor.  Bunun haricinde, salgın hastalık söz konusu olduğunda bir ürpertici gerçek daha vardır ki bu gerçeğin adı da karantinadır.

Kurgusal anlamda, geçmiş ve şimdiki zamanda yaşananların paralel bölümlerle aktarılması romanın akıcılığını sağlamakla kalmayıp merak öğesinin canlı kalmasına da hizmet ediyor. Bu paralel bölüm geçişlerinde Kivrin’in Orta Çağ’dayken tuttuğu sesli kayıtların deşiflerinin verilmesi roman kurgusunu sağlamlaştıran bir özellik. Özellikle çocuk ve genç karakterlerin oldukça gerçekçi yaratılmış olması, okurun, roman karakterlerine ve genelde yaşanan trajediye kendini vermesini kolaylaştıracaktır.

Kıyamet Kitabı şüphesiz bilimkurgu tutkunları için heyecan verici ve farklı bir deneyim olacaktır. Ancak eserin sadece bilimkurgu severlere hitap ettiğini ifade etmenin esere haksızlık olacağını; çok katmanlı yapısı, konu itibariyle sahip olduğu derinlik ve çeşitlilikle özellikle tarihe ilgili okurları da fazlasıyla tatmin edeceğini söyleyebiliriz.

Serdar Yıldız

İllet (roman), Karanlık Gökkuşağı (öykü)

Diğer Yazıları

Takip Et:
Twitter

4 yorum

  1. Günay AVCI

    Serdar, bu kitapla ilgili sağlam bir inceleme arıyordum doğrusu. Senin yazdığını görünce akşama kitabı almaya karar verdim. Görüşmeyeli uzun zaman oldu dostum.

    • Serdar Yıldız Yazar

      Günay kardeşim seni bu alanda görmek ne güzel:) Dediğin gibi epey oldu, yıllar yıllar… En kısa zamanda görüşelim, Gökhan’ı da alalım hatta:) Sen hem bilimkurgu hem de tarihe ilgilisin, bu yüzden romanı heyecanla okuyacağını düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın