Bir Bilimkurgu Efsanesi : Geleceğe Dönüş

Bilmiyorum, başlık biraz iddialı mı oldu? Öyle olsa bile bilimkurgu ile uzaktan yakında ilgili olan herkesin severek izlediği bir seri olmuştur bu film. Ama benim için gerçek anlamda bir efsane… Bizim kuşağın önemli bir şansıdır bu. Tek kanallı dönemden, özel kanalların açılmasıyla başlayan yeni döneme geçişte, hiç değilse haftada bir defa izleme fırsatı bulduğumuz bu film, birçoğumuzu derinden etkilemiştir. Bulunduğum ildeki yerel kanalların da çevirip çevirip yayınlaması adeta müptelası yaptı beni. Hatta bir keresinde bir yerel kanal kendi elemanlarına dublaj yaptırmıştı ve film baştan aşağı küfürle geçmişti. Allah’tan henüz bilinci yerinde bir insan değilimdim o dönem ve bu sayede bilimkurguya bakışımı değiştirmedi…

Filmin yönetim kadrosuna değinelim isterseniz. Yönetmen koltuğuna Robert Zemeckis’in oturduğu filmin senaryosunu yine Zemeckis ve Bob Gale birlikte yazmıştır. Ve bana göre en önemli kısım, filmin yapımcılığını Steven Spielberg’in üstlenmesidir. Ülkemizde bazı sanatçılar için hep deriz ya, “Bu adam öksürse bir milyon satar,” diye, işte Spielberg de bir projenin kıyısında köşesinde kendini göstermişse o proje iş yapar.

Filmin oyuncu kadrosunda Michael J. Fox, Christopher Lloyd, Lea Thampson, Crispin Glower ve Thomas F. Wilson gibi birbirinden yetenekli ve başarılı oyuncular yer alıyor. Bu oyuncular canlandırdıkları karakterlerle o kadar bütünleşmişlerdir ki, örneğin Christopher Lloyd’u ne zaman görsem veya duysam, hep Doc. Emmet Brown’un o beyaz saçları ve patlak gözeri gelir aklıma. Sanki bu karakterden öncesi ve sonrası yokmuş gibi…

Çok fazla uzatmadan 3 filmin de konusunu şöyle kısaca açıklamak istiyorum:

İlk film 1985 yılında çekilmiştir. Filmin ana karakteri Marty Mcfly(Michael J. Fox), tipik bir seksenler Amerikan gencidir. Haşarı, yaramaz, düzensiz… Ve de rock’n roll meraklısı… Tabii bir de sevgilisi vardır. Marty’nin en yakın arkadaşı, tuhaf buluşları olan ve etrafta “Deli” olarak bilinen Doc. Emmet Brown(Christopher Lloyd)’dur. Marty bir gün Doktor’un zaman makinasına çevirdiği bir arabayla(Delorean), bir aksilik sonucu 1955 yılına gider. Burada istemeden annesi ve babasının gençlik dönemlerine denk gelip, onların bir şekilde tanışmalarını engeller. Ve çok daha kötü bir şey olur: Marty’nin annesi Lorraine(Lea Thampson) Marty’e aşık olur. Tabii bu Marty’nin ileriki hayatını etkileyecektir ve en kısa sürede annesi ve babasının tanışmalarını, birbirlerine aşık olmalarını sağlayamazsa kendisi de yok olacaktır. Burada Marty’nin, Bif(Thomas F.Wilson)’la girdiği mücadele anlatılır. Bu mücadele sonunda Marty, annesi ve babasını birbirine aşık etmeyi başarır ve 1985 yılına geri döner. Tabii 1955 yılındaki Doc. Emmet Brown’u zor da olsa ikna etmiş ve onun yardımıyla bunu başarmıştır. Zaman makinasının geleceğe gitmek için ihtiyacı olan 1.21 Jigovatlık enerjiyi de bir yıldırım vasıtası ile elde ettiklerini unutmamak gerek.

İkinci film ilkinden tam 4 yıl sonra, 1989 yılında çekilmiştir. Bu filmde Doc. Emmet Brown, Delorean’ı kullanarak 2015 yılına gitmiştir ve orada Marty ve karısı Jennifer(ilk filmde Claduie Wells, ikinci ve üçüncü filmde Elizabeth Shue)’ın evliklieri ve çocuklarıyla ilgili sorunlar görmüştür. Bunları düzeltmek için onları da alıp 2015 yılına götürmüştür. Burada bu sıkıntılar düzeltilmeye çalışılırken, 2015 yılındaki yaşlı Bif zaman makinasını çalıp son 50 yılın (1950-2000)  spor organizasyonlarının sonuçlarını içeren bir kitabı 1955 yılındaki Bif’e vermiştir. Marty, Jennifer ve Doktor 2015 yılındaki sorunları çözüp tekrar 1985 yılına döndüklerinde, bir şeylerin ters gittiğini görmüşlerdir. Bif dünyanın en zengin insanı olmuş, kendine bir kumar ve krallık merkezi kurmuştur. Marty’in babası ölmüş, annesi Bif’le evlenmiştir. Doktor’un yaşlı Bif’in asasının başını Delorean’da bulmasıyla her şeyin nedeni anlaşılacaktır. Bundan sonra Doktor ve Marty tekrar 1955 yılına giderek o kitabı yok etmeye ve olanları düzeltmeye çalışacaklardır. Nitekim öyle de olmuştur. Kitap yok olduktan sonra her şey eski haline dönmüş, ama istenmeyen bir aksilik daha yaşanmıştır. Doktor zaman makinasında tek başına olduğu bir sırada teknik bir sorun yaşanmış ve Delorean 1885 yılına gitmiştir. Marty olanları anlamaya çalışırken bir anda bir posta görevlisi arkasında belirir. Doktor, 1885 yılından Marty’e mektup yazmıştır ve tam olarak onun bulunduğu yerde ve saatte o mektubu almasını sağlamıştır. Mektupta Marty’e 1885 yılında mutlu bir şekilde yaşadığını, Marty’nin kendisini kurtarmak için 1885’e gelmemesini belirtmiştir. Tabii Delorean’ı gömdüğü yerin haritasını da beraberinde göndermiştir. Bu noktadan sonra yaşananlar, üçüncü filmde anlatılmaktadır.

Üçüncü filmde Marty, zaman makinasını bulmak ve tekrar çalışır hale getirmek için 1955 yılındaki Doktor’dan yine yardım istemiştir. Delorean’ı tamir ettikten sonra Doktor’un dediğini yapıp 1985 yılına dönmemiş, Doktor’u da kurtarmak için 1885 yılına gitmiştir. Çünkü Doktor’un mezarını tesadüfen bulmuştur ve onun Çılgın Köpek Tannen tarafında sırtından bıçaklanarak öldürüldüğünü öğrenmiştir. 1885 yılına gittiğinde arabanın yakıt deposu delinmiştir. Doktor’u bulduktan sonra arabayı nasıl saatte 88 mil hıza çıkaracaklarını düşünmeye başlamışlardır. O dönemde benzin hâlâ bulunmadığı için arabayı tren vasıtasıyla itmeyi kararlaştırmışlardır. Tabii trenin geleceği pazartesi gününe kadar 1885 yılında kalmak zorundalardır. Bu sırada Tannen’le epey bir muhattab olmuşlardır. Tannen demircinin, yani Doktor’un nalladığı atın nalının düşmesi sonucu attan düşmüştür. Bundan sonra vurduğu atının ve düştüğü sırada üzerinde olan içkisinin parasını Doktor’dan istemektedir. Doktor da bu parayı vermeyi reddetmiştir. Doktor ve Tannen arasındaki husumet, zamanla Marty’e de sıçramıştır ve bir kavga sırasında Marty ve Tannen, pazartesi günü saat 8’de vuruşmak için anlaşmışlardır. Marty’nin içi rahattır; çünkü pazartesi günü zaten 1985 yılına döneceklerini düşünmektedir. Ama işler hiç de onun düşündüğü gibi gitmez.

Bu bölümde Doktor, istemeden de olsa Clara Clayton(Mary Steenburgen) adında bir öğretmene aşık olur. Bu Marty’nin işlerini daha da zora sokmuştur. Çünkü Doktor, Clara yüzünden Marty’le geleceğe gelmekten vazgeçmiştir. Marty zor da olsa Doktor’u ikna eder. Ama geleceğe gitmeden önce atlatması gereken bir problem daha vardır: Çılgın Köpek Tannen’le vuruşmak zorundadır. Marty yaptığı bir kurnazlıkla Tannen’i yener ve Doktor’la birlikte treni kaçırırlar. Delorean’ı trenin önüne dayarlar ve treni saatte 88 mil hıza çıkarmaya çalışırlar. Bu sırada beklenmedik bir şey olur. Clara Doktor’u takip etmiştir ve atla kendilerini taşıyan trene yetişir ve biner. Tam bu anda Doktor ve Marty treni terk etmiş, Delorean’a binmişlerdir ve trenin saatte 88 mil hıza ulaşmasını beklemektedirler. Doktor Clara’yı fark eder ve onu almak için trene geri döner. Marty’nin hava kaykayı sayesinde Clara’yı kurtarır. Ama bu arada tren saatte 88 mil hıza ulaşmıştır ve Marty tek başına 1985 yılına gitmiştir. Doktor, Clara ile 1885’te kalmıştır. Marty 1985’e geldiği an bir kaza olmuştur ve zaman makinası yok olmuştur.

Kısalta kısalta ancak bu kadar anlatabildim 3 bölümü. Film yayınlandığı dönemde gişe rekorları kırmıştır. Hakkında olumlu ve olumsuz yüzlerce eleştiri yapılmıştır. Özellikle Frank Capra’nın “Şahane Hayat” filmiyle tematik benzerliklere sahip olması, olumsuz anlamda eleştiri konusu olmuştur. Bunun dışında hemen tüm otoritelerin ortak görüşü, filmin sinema tarihinin en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olduğudur.

Özellikle seri filmler içerisinde kendine ayrı bir yer edinmiştir. 3 filmde de konuların mükemmel bir şekilde birbirleriyle bağlantılı olması, her 3 filmin de tek bir film olduğu hissi uyandırmaktadır insanda. Filmin fanatikleri(başta ben olmak üzere) 3 filmi aynı anda, ard arda izleyerek tek bir film izlemenin zevkini yaşmaktadırlar.

Uzun uzun karakter analizi yapmadan, filmin esas karakterlerinden Bif üzerinden kısaca durmak istiyorum. Karakteri canlandıran Thomas F. Wilson, 3 filmde tam 6 karaktere hayat vermiştir. Her bir karakteri ayrı bir ustalıkta canlandırmıştır. Her birinin psikolojik yönlerini tam olarak yansıtabilmiştir. Bu yüzden ayrıca bu karakter üzerinde durma ihtiyacı hissettim.

Marty Macfly rolündeki Michael J. Fox, sinema yaşamının belki de en önemli rolünü bu filmde oynamıştır. Kendine iyi düzeyde bir şöhret ve gelir elde etmiştir. Geleceğe Dönüş filminden önce ve sonra birkaç dizi, sinema deneyimleri olsa da, hiçbir zaman bu filmdeki başarısını yakalayamamıştır. Üstelik genç yaşta yakalandığı parkinson hastalığı onun sanat yaşamını bitirmiştir.

Christopher Lloyd da aynı şekilde bu filmle esas şöhretine kavuşmuştur. Öyle ki adı Doc. Emmet Brown karakteriyle özdeşleşmiştir. Bu film ve “Şehir Komandosu” filmi dışında ondan da pek ses seda çıkmamıştır. Bunun dışında yine Geleceğe Dönüş  filmi sayesinde oynadığı birkaç reklam filminden ekmek yemiştir.

Film genel anlamda olumlu eleştiriler alsa da, gerçek anlamda, bilimsel verilerle de düşünülünce birtakım olumsuz eleştirileri hak ettiğini söyleyebiliriz. Örneğin filmin bazı bölümleri, zaman yolculuklarının temel anlamda sahip olduğu paradoksları bünyesinde barındırıyor. Mesela ikinci filmde yaşlı Bif,  spor yıllığını 2015 yılında alarak 1955 yılında yaşayan kendi genç haline vermektedir. Yıllığı verdikten sonra zaman makinasıyla tekrar 2015 yılına gelmektedir ve burada herhangi bir zaman kırılması veya değişmesiyle karşılaşılmamaktadır. Ama ilginçtir ki Marty ve Doktor 1985 yılına gittiklerinde her şeyin değişmiş olduğunu, Bif’in çok zengin ve güçlü olduğunu görmektedirler. Burada tam bir zaman paradoksu söz konusudur.

Filmde ilginç olan noktalardan biri, Doktor’un ilk bölümden itibaren sık sık geleceğe etki yapılmaması gerektiğini vurgulamasına rağmen, ilk filmde Marty’in kendisine yazdığı ve gelecekten bahsede mektubu okumuş olmasıdır. Ki bu sayede hayatta kalmasıdır. Aynı şekilde 2. fimlde Marty’i ve Jennifer’i 2015 yılına götürerek çocuklarının karşılaştığı olumsuzlukları düzeltmeye çalşımasıdır. Burada tam bir çelişki söz konusudur…

Filme yapabileceğim bir diğer olumsuz eleştiri, özellikle ikinci filmde yapılan gelecek tasvirlerinin neredeyse hiç tutmamasıdır. İkinci filmde, 2015 yılında teknoloji mükemmel bir hale gelmiştir. Öyle ki ulaşım uçan arabalarla sağlanmaktadır. Gökyüzünde yüzlerce uçan araç vardır. Ama şu an düşününce 2012 yılındayız ve 3 yıl gibi bir sürede böyle bir teknoloji devriminin olması pek mümkün görülmemektedir. Ayrıca hava kaykayları da 3 yıl sonrası için zor bir öngürü olsa gerek.

Özetleyecek olursak, olumlu ve olumsuz yanlarıyla bu film, bir döneme damgasını vurmuştur. Bilimkurgu seven herkesin gönlünde taht kurmuştur ve bana göre, gerçek anlamıyla bir “Efsane “ olmuştur…

Bir Cevap Yazın