BİLİNÇALTI

wpid-7ace0641a72aa782fae8de82a6fb3ec9

Tik tak, tik tak, tik tak…

Şu lanet duvar saati canımı sıkmaya başladı. Karanlığımın her santimini işgal ediyor.

Tik tak, tik tak…

Sanırım nasıl bir saat olduğunu hatırlıyorum…

Sıradan bir gündü. Tam oturduğum apartmanın önüne gelirken gökyüzündeki dev gezegeni görünce şoka uğradım. Günlük güneşlik olan hava saniyeler içinde puslu bir geceye dönmüştü. Dehşet içinde arkamı dönüp hemen kaçmaya başladım. Bir anda koşturduğum yol üzerine devasa bir saat düştü. Altın renginde ve güneş gibi parlıyordu. İşte o zaman, o saatin duvardaki saat olduğunu anladım.
Klasik yuvarlak şekli, birden on ikiye kadar rakamları olan, akrep ve yelkovandan oluşan basit bir duvar saati işte. Basit ama sinir bozucu.

Şu tik tak seslerini unutmam lazım. Daha doğrusu unutturmam lazım ya da en kolayı kalkıp pilini yani kalbini söküp çıkarmalıyım. Çıkarttırmalıyım yani.

Tik tak, tik tak…

Neden hep aynı hataya düşüyorum ki? Hiçbir şey yapamadığım-düşünmek ve düşündürmek dışında- bu boyutta bir şeyler yapmaya çalışmak, zıplayarak uzaya çıkmaya benziyor. Her neyse, sıcacık yatağından kalkmasını sağlayarak duvar saatinin kalbini çıkarttırmayı başardım bir şekilde. Artık kendi dünyamın kapılarını aralama zamanı gelmişti. Kapı aralığından ışık değil karanlık sızmalıydı. Tabii bunun için bir iki saat saçma sapan düşünceleri dinlemek zorundaydım. Para, aşk, arkadaşlar, soğuk bira, yaşlı bir bayanın köpeğine saldıran kedi gibi şeyler mesela.

Şuanda anlatacaklarım görüntü açısından belki 5-10 saniyelik bir olaydır. Belki de 500 sayfalık bir bilim-kurgu romanına denk gelebilir. Bu sizin göreceğinize ya da nasıl anlatabileceğinize bağlı bir şey sanırım. Çoğu zaman bu duruma düştüğünüzü biliyorum. Saatlerce yaşanılanları iki üç kelimeye sığdırmak anlaşılması zor bir senaryo. Ve ben senarist olarak sizlere önemli bir sahneyi siz uyurken anlatacağım…

Tam emin değilim ama yaklaşık 15 dakikayı karanlık bir ortamda yürüyerek geçirdim. Karanlığın içinde yer yer gri dumanlar vardı. Sigara dumanını andırıyordu hepsi. Uzaklardan cılız bir ışık gibi görünen beyaz kapının önündeydim şimdi. Kapıyı açarak siyah ve mavinin karıştığı gizemli bilinçaltı kütüphaneme girdim. Sonsuza kadar uzanan bu mistik yerde fazla vaktim olmuyordu. Kütüphanenin ortasında duran bilinçaltı kontrol sistemi bir sarmaşık gibiydi adeta. Bu sistemin etrafında ise on koridor sonsuza kadar uzanıyordu. Koridorlardaki tüm bilinçaltı kapıları kapalıydı ama kapı aralarından az da olsa beyaz ışık sızıyordu.

Bilinçaltı sarmaşığının etrafında dolanırken derinden ince tiz bir ses gelmeye başladı. Kulak çınlaması gibi bir şeydi. Fazla önemsemiyordum. Her gün duyduğum sesti işte. Bu rahatsız edici sese, bilinçaltı kapılarının açılıp kapanırken çıkardığı tak tak sesleri de eşlik ediyordu. Açılan kapılardan içeri hücum eden beyaz ışıklar bir görünüp bir kayboluyordu. Sesler giderek yükselmişti ve kapılar daha da hızlı kapanıp açılıyordu. Tiz ses en yüksek şiddetine ulaştığı anda birden kesildi ve kapılar tamamen açıldı. Bir ışık patlamasından sonra her yer bembeyaz oldu ve daha sonra bu beyazlık yerini karanlığa bıraktı.

***

Karanlıktan gözlerimi açarak kurtuldum. Kedilerin cirit attığı ve kediler yüzünden etrafta parçalanmış çöplerin bulunduğu bir ara sokaktaydım. Uzandığım yerden kalkarak sokağın çıkışına doğru yöneldim. Üstüm berbat bir haldeydi. Etraf oldukça sessizdi.

Kedilerin miyavlamaları hariç…

Issız ara sokağı arkamda bıraktım. Işıkların renk renk parladığı caddeyi önüme alarak devam ettim. Adımlarımı yolun kenarındaki meteor taşlarından oluşan kaldırımda yavaş yavaş atarken yanımdan hızla bir polis arabası geçti. Polis arabası son süratle hemen ilerideki karşıdan karşıya geçmeye çalışan birine çarpmak üzereydi. Yağmur yağmamasına rağmen şemsiyesi açık şekilde olan bayan diğer elindeki telefonuna bakarak yolda yürüyordu. Kendisine doğru gelen polis arabasını gördüğünde bakakalmıştı sadece. Üzerindeki yeşilimsi bir palto vardı. Kıvırcık, kısa sarı saçları ile güzel bir bayandı kendisi. Tam araba çarptı derken birden bire ortadan kayboldu güzel kadın. Polis arabası hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Şokun etkisiyle kadının elinden düşen telefon ve havada birkaç saniye süzülüp yere inen şemsiye başka bir arabanın üstlerinden geçmesiyle paramparça olmuştu.

Anlattıklarım bana normal gelebilir ama içinde bulunduğum beden için hiç de normal değil. Burası benim dünyam olabilir ama onun değil.

Kadının bir anda kaybolması ile etraf kararmaya başladı. Saçlarımda ve bedenimde tarif edemeyeceğim bir his kol geziyordu. Kulaklarımda ise inanılmaz bir çınlama vardı. Bu çınlamaların arasında arkamdan gelen şiddetli bir sesi ayırt edebilmiştim. Şaşkın bir şekilde yavaşça arkamı döndüğümde şoka uğradım. Kırmızı ışıklar saçarak ve korkutucu siren sesleriyle canavar gibi üstüme doğru gelen bir itfaiye aracını gördüm…


***

Oğuz yorucu mesaiden sonra bilgisayarını kapatıp gerekli dosyalarını çantasına koyduktan sonra odasından çıkarak asansöre doğru ilerledi. İş yerindeki diğer kişilerde yavaş yavaş evlerine gitmek için hazırlanıyorlardı. ‘’Herkese iyi akşamlar’’ dedi. Birkaç kişi güler yüzle karşılık verdi. Asansörün önüne geldiğinde 4. Kattaki asansörü çağırmak için düğmeye bastı. Asansör birkaç saniye içinde 7. kata gelmişti. Oğuz açılan kapıdan içeri girdi ve 0 yazan düğmeye bastı. Kapı tam kapanırken karşıdan sekreter Pınar ‘’ Hey! Hey! Bekler misin?’’ diye bağırarak hızlı adımlarla koşuyordu.Oğuz dalgın dalgın bakarken kapıyı son anda tuttu. Pınar nefes nefese asansöre bindi. ‘’Teşekkür ederim Oğuz’’ diyerek gülümsedi. Oğuz hiçbir şey demeden Pınar’a şaşkın şaşkın bakıyordu. Pınar, Oğuz’un bakışlarından rahatsız olup biraz yana kaydı.

‘’Paltonuz güzelmiş.’’ dedi Oğuz şaşkınlığını üstünden atarak.
‘’Teşekkür ederim. Yeşili severim.’’Pınar’ın tereddütlü yüz ifadesi hala değişmemişti.Oğuz, Pınar’ın elindeki şemsiyeye bakarak  ‘’Bugün hava yağmurlu değil sanırım. Hava durumunda öyle söylüyorlardı’’ Kısa bir sessizlikten sonra ‘’ Ne olur ne olmaz diye aldım yanıma. Bir de rüyamda elimde şemsiye ile dolaşıyordum o nedenle yanıma almak istedim.’’ dedi Pınar.

Asansör zemin kata geldikten sonra Pınar hızla dışarı çıktı. Oğuz ise hala içerdeydi ve Pınar’ın arkasından bakakalmıştı. Asansörden çıkmak istiyordu ama bir yandan da çıkmamak istiyordu. Bu ikilem arasında gidip gelirken asansör kapısı yavaşça kapandı ve 4. Kata doğru hareket etmeye başladı.

Ahmet Boyraz

1992 Adana doğumlu. Niğde Üniversitesi Radyo ve Tv Programcılığı okuyor. Ve halâ yazmaya devam ediyor.

Diğer Yazıları

Takip Et:
Facebook

Bir Cevap Yazın