Anla Beni Lucy

Bir kez daha dev binanın önünde durdum. Beni alacak kabinin gelmesini bekledim. Az sonra kabin geldi ve kapı açıldı. Girip içerdeki koltuğa oturdum. Kapı kapandıktan sonra o sinir bozucu hologram belirdi. “Hoş geldiniz efendim. Hangi birime gitmek istersiniz?”

“Bayan Lucy lütfen.”

“Tabii efendim. Otuz yedi saniye sonra Bayan Lucy’in ofisinde olacaksınız.”

Neyse ki bu defa abuk sabuk sorularla meşgul etmedi beni. Az sonra kayboldu. Ben de gözlerimi kapatıp, içerde çalmaya başlayan o meşhur sağır bestecinin en güzel çalışmasını dinledim, Bayan Lucy’in hayali eşliğinde… Üzüm karası koca gözlerini, hafif çekik kaşlarını, kestane rengi saçlarını ve buğday tenini düşündüm. Ona bir melek havası katan beyaz önlüğünü de… Kendimi hayale öyle bir kaptırmışım ki, kabinin onun ofisinde olduğunu cennetten geldiğini düşündüğüm o sesle anladım.

“Tekrar hoş geldiniz efendim. Acaba sorununuz nedir?”

Uzun bir süre konuşamadım. Sadece baktım. Bakışlarının bana yaptığı büyüyü bozan, yine tatlı sesi oldu.

“Efendim, rahatsızlığınızı ve şikâyetlerinizi anlatır mısınız?”

“Rahatsızlığımı biliyorsun,” dedim gözlerim dolmuş bir şekilde.

“Üzgünüm efendim,” dedi. “Size bu konuda yardım edemeyeceğimi daha önce de söyledim.”

“Senden yardım beklemiyorum. Sadece beni anlamanı istiyorum.”

“Maalesef sizi anlayamam. Ben de sizden anlayışlı olmanızı rica ediyorum.”

“Ama…”

“Şu an sizi ‘Siber Duygu Bozuklukları Birimi’ne aktarıyorum. Umarım bundan sonra görüşmeyiz. İyi günler efendim.”

Ağzımı bile açamadan beni robotik delilerin gittiği yere gönderdi. Belki de haklıydı. 23. yüzyılda bile bir robota aşık olmak normal karşılanmıyordu…

4 yorum

  1. Ufuk Gültepe Yazar

    Teşekkürler Kadim. Uzun zamandır ilk kez bir şeyler yazmaya fırsatım oldu. Dediğin gibi, tadımlık bir öykü yazmaya çalıştım. İlk fırsatta uzun bir üyküye veya romana çevirmeyi düşünüyorum bunu…

Bir cevap yazın